3.Mezmur
Mezmur 3
Telli Sazlarla ‑ Davut'un Mezmuru
Bu mezmur aslında sabahın erken saatlerinde Rab'be yükseltilen bir duayı dile getirir. Dua içinde Rab'be sadık kalan kişilerin karşılaştıkları denenmeler dile getirilmektedir.
Mezmur üçten Mezmur yediye kadar dizilen mezmurlar bir çeşit ezgi köprüsü oluşturur. İkinci mezmur, Rab'bin meshetmiş olduğu eşsiz kişinin, yani İsa Mesih'in nasıl reddedileceğini peygamberlik niteliğinde mısralara vuruyor. Sekizinci Mezmur ise Rab İsa'nın insanlığı içinde nasıl zafer kazandığını dile getirir. Bu iki mezmurun arasına sıkıştırılmış mezmurlar ikinci ile sekizinci mezmuru birbirine bağlar niteliktedirler.
Aslında bu mezmurlar, Rab'bin Mesihi’nin yeryüzünde bulunmadığı dönemde, Rab'be sadık kalanların nasıl sıkıntı çektiklerini, ileride ne gibi sıkıntılardan geçeceklerini ve bu sıkıntılar içinde nasıl dayanabildikleri dile getiriliyor. Bu beş mezmurda Yahudi halkının sıkıntıları, üzüntüleri, şaşkınlığı ve sorunlarıyla birlikte günahları da mısralara dökülmüştür. Aynı zamanda bu insanların Tanrı'ya nasıl güvendikleri, O'nun vaatlerine nasıl dayandıkları ve kurtuluş için nasıl dua ettikleri önümüze serilmektedir.
Sıkıntılar ve üzüntüler, herhangi bir zamanda, herhangi bir ortamda ve insanlık tarihinin herhangi bir döneminde yaşamış olan ve yaşayacak olan tüm tanrısayar kişilerin ortaklaşa paylaştıkları bir şeydir. Bu mezmurlarda bize sunulan teselli, her çağda yaşamış olan imanlının yüreğine su serpebilir türdendir. Bu mezmurlara üç açıdan bakabiliriz. Tabii olarak ilkin bu mezmurları Davut peygamberin kendi yaşantısı ve tecrübeleri ışığında görmeliyiz. Bunun yanısıra, bu mezmurlarda Yahudi halkı içinde Rab'be sadık kalanların özel olarak çekeceği "Büyük Sıkıntı" zamanına ait sıkıntılar da görülebilir. Üçüncü açıdan bakarsak göreceğiz ki, bu mezmurlar her çağda yaşamış olan Mesih imanlısına hitap edecektir. Mezmurlara bu üçüncü açıdan baktığımız zaman bizim için daha çok anlam ifade ettiğini hemen göreceğiz.
Üçüncü Mezmur, Davut peygamberin kendi oğlu Abşalom'dan kaçışıyla ilgili bir haykırıştır. Bunun tarihsel kaydına bakmak istiyorsanız, İkinci Samuel 15 ile 18'inci bölümler arasını okumanız gerekir.
Bu Mezmurun başlığı mezmurun içinde neler yazıldığını özetler. Oğlu Abşalom'dan kaçarken Davut'un yüreğinden neler geçtiğini bize anlatır. Bu mezmur, Davut'un şahsi tecrübesinden kaynaklanarak kaleme alındı. Kötü duruma düşmüş, kendi kenti olan Yeruşalem'den, kendi sarayından kaçma zorunda kalmıştı. Üzerlerinde hüküm sürdüğü halktan kaçma durumundaydı. Kendi öz oğlu Abşalom ona isyan etmiş, onun kanına ekmek doğramak istiyordu. Abşalom kesin olarak kendi babasını öldürmek niyetindeydi. Bu yürekler paralayan durumda Davut peygambere acımamak imkansızdır sanırım.
Davut daha sonra kendi oğlu Abşalom'dan kaçarken, düşmanları onunla alay ederken adamlarından biri "seninle bu şekilde alay edeni öldüreyim" deyince Davut Rab'bin eskiden verdiği yargıyı hatırlayarak, "Hayır" dedi, "Natan peygamber bana böyle olacağını önceden bildirmişti". Çünkü Natan kendisine şöyle söylemişti:
2.Sa.12: 11 "RAB şöyle diyor: ‘Sana kendi soyundan kötülük getireceğim. Senin gözünün önünde karılarını alıp bir yakınına vereceğim; güpegündüz karılarının koynuna girecek.
Neden böyle olmuştu? Çünkü Davut Tanrı'ya karşı günah işlemişti. Günah her zaman cezalandırılır. Yani günahın getireceği sonuç her zaman yargıdır. Davut, yaptığı işten, işlediği günahtan tövbe edince Rab onu bağışladı ve eski konumuna getirdi, ama yine de Davud'un işlediği günahın doğal sonuçları vardı. Oğlunun baş kaldırmasıyla bu gerçekleşti.
Davut’un düşmanları her tarafta çoğalıyor, halkının yüreği de Abşalom’a doğru kayıyordu. Kutsal Kitap “İsrailliler Abşalom’a yürekten bağlandı” diye yazıyor. Abşalom çekici bir delikanlıydı, iyi bir siyasetçiydi. Halka, sonradan yerine getiremeyecek güzel, çekici vaatlerde bulunuyordu.
Abşalom babası Davut’a başkaldırdığı zaman, onun dışında birçokları da Davut’a karşı başkaldırdı. Davut bunun sonucunda Yeruşalim kentinden yalın ayak ve ağlayarak çıkıp Kidron çayından geçti.
Kendisine artık kimsenin yardım edemeyeceği bir konumda gibi görüyordu. Bu olayları aklımızda tutarken, 3'üncü Mezmur’u inceleyelim.
Mez.3: 1 Ya RAB, düşmanlarım ne kadar çoğaldı, Hele bana karşı ayaklananlar!
Bu üçüncü mezmurda Davut tam yürekten Rab'be sesleniyor. Bu haykırış onun dudaklarını terkederken kendisi de sevdiği Yeruşalim kentini terkediyordu. En umutsuz, en koyu karanlığın hayatına çöktüğü bir anda Davut hala Rabbine güveniyordu.
Mez.3: 2 Birçoğu benim için: "Tanrı katında ona kurtuluş yok!" diyor.
Sela
Ancak Rab onu terketmemişti. Rab Davut gibi günahkar birisine bu kadar sevgi göstermişse, sana ve bana da sevgi gösterir. Her tövbe eden günahlıya da sevgisini gösterecektir. Önemli olan kırık bir yürek ve alçakgönüllülüktür. Davut böyle bir yüreğe sahipti. Natan peygamber ona günahını gösterdiği zaman hemen kendisini alçaltıp tövbe etti. Aynı zamanda işlediği günahın cezasını çekti ve bu üçüncü mezmur onun çektiği acıların nağmeleridir.
İkinci ayeti okuduktan sonra o ayetin sonuna bir "sela" sözü konmuştur. Bu sözcüğün anlamı konusunda bir sürü tartışma olmuştur ve belki de tartışmalar devam edecektir. Mezmurlarda yaklaşık yetmiş kere bu 'sela' sözcüğü geçer. Öyle sanıyorum ki, mezmurlar müzikle okunmak için yazılmıştı. O dönemin orkestraları ve korolarınca dile getirilmek amacıyla kaleme alınmışlardı. Eminim ki zamanında Yeruşalim kenti sanat ve müzük açısından bir kültürel merkez haline gelmişti ve çevreden birçok insanlar bu kente gelip muhteşem koroların ve buna eşlik eden muhteşem orkestraların yüreklere işlediği mezmurları zevkle dinliyorlardı. "Sela" sözcüğüne gelince, büyük bir olasılıkla bu sözcük bir çeşit duraksama, durup dinleme, düşünme ve dinlenenleri hazmetme anlamında kullanılırdı. "Sela" diye yazılan yerde müzik ve ilahi duraksıyor, dinleyici sözleri düşünmeye fırsat buluyordu. Tam bir yol kavşağında arabasını durdurduğu, etrafına bakıp sesleri dinlediğin gibi burada da dur, bak ve dinle, deniliyor sela sözüyle.
Evet değerli dostum, bundan böyle "sela" sözcüğünü mezmurlar kitabında gördüğünüz zaman Rab'bin önünde biraz durup O’na bakmanız, O'nu dinlemeniz gerektiğini unutmayınız.
Mez.3: 5 –6 Yatar uyurum, Uyanır kalkarım, RAB destektir bana. Korkum yok Çevremi saran binlerce düşmandan.
Daha önce de belirttiğim gibi buna "Sabah mezmuru" denilir. Bu mezmur, herhangi bir günümüzü başlatmak için yardımcı bir mezmurdur. Davut tüm sorunlarına rağmen Rab'be güvenmesini biliyordu. Biz de ne kadar çetin olursa olsun, sorunlarımız içinde Rab'be günbegün güvenmeyi öğrenmeliyiz. Davut geceleri rahat uyuyabiliyordu, çünkü Rab'be güvenmişti. Uyku hapı almasına gerek yoktu. O sadece Rab’be güvendi, O'nun vaatlerini başının altına yastık olarak aldı ve uyudu. "Yatar, uyurum, uyanır kalkarım, RAB benden yana. Korkum yok çevremi saran binlerce insandan" diye Rab'be ne kadar güvendiğini haykırıyor. Tüm dünya ona karşı çıksa bile Davut Rabbine güveniyordu. Sen de bu şekilde Rab'be güvenebilir misin dostum?
Bizde Rab korkusu olursa, insanlardan korkmanıza gerek kalmaz!
Mez.3: 7 Ya RAB, kalk, ey Tanrım, kurtar beni! Vur bütün düşmanlarımın çenesine, Kır kötülerin dişlerini.
Rab Davut için savaşmış oluyordu; kötülerin dişlerini kırmıştı. Davut, ısıracak güçleri kalmadı, diyordu.
Şimdi Davut genel kurtuluşu hatırlayıp diyor:
Mez.3: 8 Kurtuluş RAB' dedir, Halkının üzerinde olsun bereketin!
Sela
Evet, kurtuluş ancak Rab'bin sağlayabileceği bir şeydir.
Rab, kurtarışın nedenidir. Davut, kurtuluşu, hiçbir zaman cebine koyup sonra da yitirebildiği bir şey olarak düşünmedi. Hatta Davut kurtuluşu kendisinin gerçekleştireceği bir şey olduğunu da hiçbir zaman düşünmedi. Kurtuluş, Rab’den bir armağandır.
Bu ayetin sonunda da bir "sela" vardır. Davut Rabbe ait harika sözler diyor. Örneğin 3'üncü ayette O’na kalkan diyor. Kalkan olarak Rab kendine ait olanları örtüyor (koruyor). Efesoslular 6:16'da bize, inanlı olarak imanın kalkanını almamız bildiriliyor. Davut kalkanı iyi biliyordu - onu çok kullanmıştı. Aynı zamanda Rab onun “onuru”dur. Demek ki, Davut Rabbin huzuruna inanıyordu. Hatırlayacağınız gibi onur -yücelik bulutu İsrail üzerine yayılmıştı. Bu halkının ortasında Rabbin huzurunun görünen bir göstergesiydi. Bugün iman aracılığıyla yürürüz, Rabbin huzuru bizimle birliktedir, dostum; kendine ait olanlarla birliktedir. Tanrı da Davut’un “başını kaldıran”dı. Nasıl yaptı bunu? Tanrı, Davut’un evini kurmaya, onu bereketlemeye, ona onurunu ve krallığını vermeye söz verdi. Davut “Başımı kaldıracak” dedi. Dostum, üzgün isek de O başımızı kaldırandır. Bu mezmur harika, değil mi?