Salı, Eylül 07, 2010

2.Mezmur

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 

Mezmur 2

 

Bu mezmurda ele alınan konu tüm çağların konusudur. İnsanın Tanrı'ya karşı başkaldırması ile ilgileneceğiz. Mezmurların göze batan bir özelliğini belirtmek istersek, tüm mezmurların sistemli şekilde düzenlendiğini işaret etmeliyiz. Birinci mezmur kusursuz ve mutlu insanın durumunu, konumunu ve ihtiyacını dile getirir.

 

Birinci Mermur İsa Mesih’in bir resmini veriyor. Birinci Mezmur’da kutsanmış adama karşın ikinci Mezmur’da baş kaldıran adamı görürüz. 


 

Mezmurlar kitabında bu bölüme bir açıdan "başlangıç" yani Tekvin ya da Yaratılış bölümü diyebiliriz. Yaratılış kitabı ile Mezmurların bu ilk kesimi arasında çarpıcı bir benzerlik göreceğiz. Yaratılış kitabına baktığımız zaman görüyoruz ki, insanlık tarihi Aden bahçesinde mutluluk içinde yaşayan "mutlu" insan ile başlıyor. Ancak bu mutluluk çok uzun sürmüyor ve kısa bir süre sonra insanlık sahnesinde Tanrı'ya isyan ederek O'ndan kaçıp saklanan insanı görüyoruz. İnsan artık Rabbi aramıyor, Rab ile bağlantı kuramayacak duruma gelmiştir. Şimdi ikinci Mezmur’da Adamın çocuklarıyla - insanlıkla - karşılaşıyoruz.

 

Bu ikinci mezmur belki de bir televizyon programındaki senaryo gibi bölümlere ayrılabilir. Sanki hem gökte hem de yeryüzünde olayları izleyen iki kamera varmış gibi bize görüntüler verilmektedir. Bir açıdan insanın aya ilk kez ayak basışını izleyen kameralar gibi bir an gökte, ay üzerindeki olayları, az sonra yeryüzünde, kontrol odasında neler gelişmekte olduğunu izleyebilmiştik. İkinci mezmur da buna benzer şekilde bize bir an gökte, Tanrı katındaki olayları gösterir, sonra hemen yeryüzündeki olaylara geçer.

 

İkinci mezmurda Rabbin Ruh'u sanki iki kamera kullanıyormuş gibi bize olayları, görüşleri ve tavırları göstermektedir. Kameralardan biri göktedir, öbürü ise yeryüzünde. İlkin yeryüzündeki kamera devreye girer ve insan kitlelerinin itip kakışlarını görürüz, onların haykırışlarını duyarız. Küçük, cüce insan boyundan büyük işlerle övünür. Ünlü yazar ve ozan  --Sheykspear'ın insan hayatını betimlediği sözler gerçekten düşündürücüdür. Sheykspear, "Bir tiyatro oyununda kendisine düşen rolün gerektirdiği şekilde kendi rolünü oynayıp sahneden çıkan insan"dan söz eder. İşte küçük rolünü küçük bir sahnede oynayıp bitiren küçük insan! Sonra yeryüzündeki kamera kapanıyor ve gökteki kamera devreye geçiyor. Bu kez Tanrı konuşmaya başlar, O'nun sesini duyarız. O konuşmasını bitirince kameranın objektifi Baba Tanrı'nın sağında oturan Oğul'a çevrilir ve Oğul Tanrı konuşur. Sonra gökteki kamera kapanır ve yeryüzündeki kamera yine devreye geçer. Bu kez Kutsal Ruh Tanrı konuşur. Son Söz Kutsal Ruh'a verilmiştir.

 

OBJEKTİF (ODAK NOKTASI): İNSANLIK

 

Şimdi bu sunuşu izleyelim. İlk kamera açılır ve yeryüzünde insan kitlesini görüyoruz. Birinci ayette bu insan kitlesini görebiliriz. Şöyle yazar:

 

Mez.2: 1 Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa,  Neden boş düzenler kurar bu halklar?

 

Acaba neden böyle oluyor? Kimlerden söz ediyor burada Kutsal Kitap? Tanrısaymazlar neden köpürüp kabarıyorlar ve Yahudi halkı neden boş şeyleri hayal ediyorlar? Ne demek oluyor bu? Ulusları kudurganlığa iten ve Yahudi halkını boş düşüncelere sürükleyen bu olay ne idiyse sonu bomboş bir hiç olacaktır. Yani protesto yürüyüşlerine yol açan boş tasarıları körükleyen bu olay yerine gelmeyecektir, çünkü Rab Tanrı onu boş ve anlamsız ilan etmiştir. Tanrı'nın halkı olsun ya da uluslar olsun hiç farketmez, bunlar bir amaç için bir araya gelmişler, bir şeyi protesto ediyorlar, ama hiçbir sonuca varamayacaklardır. O zaman yine sormalıyız: Onları bir araya getiren bu olay nedir? İkinci ayette bu düşünce bize sunuluyor.

 

Mez.2: 2 Dünyanın kralları saf bağlıyor,  Hükümdarlar birleşiyor  RAB'be ve meshettiği krala  karşı.

 

Yeryüzünün kralları, egemenleri bir araya gelip Rabbe karşı cephe alıyorlar. Bunlar politik alanda yönetim gücüne sahip insanlardır. Yöneticiler ise dini önderlerdir. Bunlar bir araya geliyorlar ve aralarında konuşup görüşüyorlar, danışıyorlar. Bu protesto olayında sadece insan kitleleri bir araya gelip seslerini yükseltmekle kalmıyorlar, onlarla birlikte yönetimin üyeleri, ulusların önde gelenleri bu protestoya katılıyorlar.

 

Ama protesto ettikleri şey nedir? Kime karşı çıkıyor bu insanlar? Rabbe karşı, “Meshedilmiş olana karşı” çıkıyorlar. Burada "Meshedilmiş Olan" sözü ve Mesih aynı anlamdadır. İbranice’de kullanılan sözcük bu anlamı ifade eder. Bu insanlar Mesih'e karşı isyan ediyorlar. Yeni Antlaşma kesiminde "Meshedilmiş Olan" sözcüğü, eski Grekçede "Hristos" sözcüğüyle eş anlamdadır. Dilimizde buna "Mesih" diyoruz.

 

Din çerçevesi içinde belki de en çok kafa yorduran ve insanda inanmazlık engellerini oluşturan olay, İsa Mesih'in ezelden Tanrı özünde bulunurken belli bir zamanda dünyaya gelip insan bedeninde yaşamasıdır. İsa Mesih Tanrı'nın Sözü'dür. Tanrı Sözü elbette Tanrı gibi ezeli ve sonsuzdur. Tanrı'yı kendi sözünden hiçbir zaman ayıramazsınız. Kutsal Söz, Mesih'in bedende dünyamıza gelen Tanrı özünden oluşunu açıklayıp şöyle der:

 

1.Ti.3: 16 Kuşkusuz Tanrı yolunun sırrı büyüktür. O, bedende göründü, Ruh'ça doğrulandı, Meleklerce görüldü, Uluslara tanıtıldı, Dünyada O'na iman edildi, Yücelik içinde yukarı alındı.

 

Bu hareket ne zaman başladı? Kutsal Yazıları araştıracak olursak orada bu sorunun yanıtını bulabiliriz. Elçilerin İşleri Kitabının dördüncü bölümünde bir olay vardır. Bu olayda Mesih imanlılarına karşı başlatılan ilk baskı yer almaktadır. Bu ilk baskı karşısında Elçi Petrus, Yuhanna ve öbürleri seslerini yükseltip Rabbe dua etiler ve diye bu tavır karşısında Rabbi yücelttiler.

 

Elç.4: 24 “Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Tanrı'ya şöyle seslendiler: "Ey Efendimiz! Yeri göğü, denizi ve onların içindekilerin tümünü yaratan sensin.”

 

Rabbin Tanrı olduğunu ve aynı zamanda Tanrı'nın Rab olduğunu kendi hayatımızda, günlük yaşantımızda uygulamalıyız. "Rab, sen Tanrısın!" bildirisi bugün kilise topluluklarında sözden öteye gidemiyor. Sadece sözde kalıyor. Birçokların yaşam tarzlarına bakarsak onların bu gerçekten habersiz yaşamakta olduklarını açıkça görebiliriz. Birçokları düşüncelerinde bile Rabbin Tanrı olduğundan emin değiller. Şaşırıyorlar. İlk inanlılar topluluğunda bu konuda herhangi bir soru ve sorun yoktu.

 

Kutsal Söz şöyle yazar:

"Onlar bunu duyunca hep birlikte seslerini yükselterek Tanrı'ya dua ettiler: "Ey Egemen Rab! Göğü, yeri, denizi ve onlarda bulunan her şeyi yaratan sensin. Kutsal Ruh aracılığıyla bizim atamız ve senin kulun Davut'un ağzından bildirdin: 'Uluslar neden kaynaştı?  Halk toplulukları neden boş tasarılar ardına düştü?” Görüldüğü gibi ikinci Mezmur’un sözleriyle dua ediyorlardı.

 

Elç.4: 26 Dünyanın kralları saf bağladı, Hükümdarlar birleşti Rab'be ve Mesihi'ne karşı.'

 

Şimdi Kutsal Ruh’un yorumunu dinleyin:

 

Elç.4: 27-28 "Gerçekten de Hirodes* ile Pontius Pilatus, bu kentte İsrail halkı ve öteki uluslarla birlikte senin meshettiğin* kutsal Kulun İsa'ya karşı bir araya geldiler. Senin kendi gücün* ve isteğinle önceden kararlaştırdığın her şeyi gerçekleştirdiler.

 

Haberciler bu sözleriyle ikinci Mezmurun sözlerini tekrarlıyorlar, "Yeryüzünün kralları sıralandı:  Rab'be ve O'nun Mesihi'ne karşı, başkanların tümü bir araya toplandı.'"

 

Pilatus ile Yahudiler’in amaçları, Rab Tanrı'nın  yeryüzünde en önemli işi yapması için atadığı, meshetmiş olduğu İsa Mesih'i çarmıha germek, O'nu öldürmekti. İlk yüzyılın imanlılarına karşı başlatılan baskı aslında Mesih'e karşı başlatılan baskının devamıydı ve günümüze dek Mesih'in kilisesi bu baskı altına gelmektedir. Yüzyıllar boyunca bu baskı dağ başından kopan bir çığ gibi hız almakta, büyümektedir. Son günlerde Rabbin kilisesine yapılacak olan baskılar Kutsal Yazılarda belirtilmektedir.

 

Biri bana, “Gerçekten dünyanın bu yöne gideceğine inanıyor musun?” diye sorarsa, ona, ’evet, buna inanıyorum’, derim. Başka birisi bana, “Dünyanın durumunun gelişeceğine inanıyor musun” diye sorarsa, ona da ’evet, buna da inanıyorum’, derim. Bunu duyan hayret eder. Bunların ikisi aynı zamanda nasıl doğru olabilir diye sorar. Bunun yanıtını Rab İsa’nın kendisi “Delice Simgesini” vererek şöyle belirtiyor:

 

Mat.13: 24-30  İsa onlara başka bir benzetme anlattı: "Göklerin Egemenliği, tarlasına iyi tohum eken adama benzer" dedi. "Herkes uyurken, adamın düşmanı geldi, buğdayın arasına delice ekip gitti. Ekin gelişip başak salınca, deliceler de göründü. "Mal sahibinin köleleri gelip ona şöyle dediler: ‘Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler nereden çıktı? "Mal sahibi, ‘Bunu bir düşman yapmıştır' dedi. "‘Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?' diye sordu köleler. "‘Hayır' dedi adam. ‘Deliceleri toplarken belki buğdayı da sökersiniz. Bırakın biçim vaktine dek birlikte büyüsünler. Biçim vakti orakçılara, önce deliceleri toplayın diyeceğim, yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayıp ambarıma koyun.'"

 

Rabbin hizmetine başladığım ilk zamanlarda bunu yapmak istiyordum. Zor durumlarda gördüm ki, benim görevim, deliceleri sökmek, çıkarmak, ayırmak değil. Bu yüzden başkasını doğrultmayı bıraktım. Kendime dikkat etmek bana yeter. Yani benim görevim Rabbin ilkelerinde yürümektir ve buna dikkat etmem gerek. Vakti gelince Rabbin kendisi delicelerin ayrılmasını, ateşe alılıp yakılmasını buyuracaktır.

 

Rabbin insan yaşamına ektiği iyi tohumun ürünü büyürken düşmanın ektiği deliceler de büyüyecektir. Her ikisi de bir arada büyüyecektir. Deliceleri iyi üründen ayıracak olan Rabbin kendisidir. Zamanı gelince bunu yapacaktır kardeşim.

Günümüzde Rabbin Sözü birçok kanallar aracılığıyla insanlara duyurulmaktadır. Buğday büyümekte, ama deliceler de büyümektedir. İyilik alanının genişlediği oranın üstünde kötülük alanı daha çabuk büyümektedir. Bu gün Tanrı'ya ve O'nun Mesih'ine karşı bir direniş sürüp gitmektedir. Şaşırtıcı bir direniş vardır.

 

Nuh'un günlerine bakarsak o zaman insanların günahı gerçekten korkunç boyutlara erişmişti, ama o dönemde bile ateizm diye bir şey yoktu. Nuh ateizime karşı vaaz etmedi. İnsanların günahlarından dönmeleri için onlara Rabbin Müjdesini duyurdu, ama insanlar Rab Tanrı'yı tanıdıkları halde tövbe etmediler. Hatta Nuh gemiyi yaparken aldırmadılar, tufan kopmadan önce Rabbin sözüne iman edenler gemiye binip kurtulabilirlerdi ama bunu da yapmadılar. Sonra Rabbin yargısı geldi.

 

Musa'nın günlerine bakarsak o günlerde de ateizm diye bir şey yoktu. İnsanlar tek Tanrı’ya tapacakları yerde çok ilahlara ve putlara tapıyorlardı. Bu nedenle Rab Musa'ya on buyruğu verirken şöyle dedi:

 

Çık.20:3-4  «Benden başka tanrın olmayacak. «Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın.

 

Bu buyruğu verirken birden fazla ilahlara, putlara tapınanları uyarıyor ve aynı zamanda kendi eliyle seçmiş olduğu Halka gerçek tapınışın tek ve Diri Tanrı'ya dönük olması gerektiğini hatırlatıyordu.

 

Davut'un günlerinde tanrıtanımazlara, ateistlere rastlamaya başlarız. Hatta Davut peygamber Kutsal Ruhtan gelen esinle onlar hakkında şöyle yazdı:

 

Mez.14: 1 Akılsız içinden, "Tanrı yok!" der. İnsanlar bozuldu, iğrençlik aldı yürüdü, İyilik eden yok.

 

“Akılsız, yüreğinde Tanrı yoktur” der. Tabii günümüzde birçok sözde aydın ateistler var. Birinin üniversite diploması, hatta doktorası olabilir, ama yüreğinde Tanrı yoktur derse Tanrı'nın hesap defterinde o kişi akılsızdır. Soylu bir akılsız bile olabilir. Tanrı Sözüne göre, birisi yüreğinde "Tanrı yoktur" derse, akılsızdır. Bunu ben söylemiyorum dostum, Tanrı'nın kendisi söylüyor.

 

Dostum, bugün Liberallerin vaaz ettiği İsa, Kutsal Kitap’ın anlattığı ve bizim vaazettiğimiz İsa değil. Dünyada bu liberallerin vaazettiği İsa’ya karşı bir isyan olmazken gerçek İsa’ya karşı isyan vardır.

 

İkinci mezmurda yeryüzündeki olaylara bakarken günümüzün durumunu göz ardı etmeyelim. İkinci mezmurun üçüncü ayetinden okumaya devam edelim. Şöyle yazar:

 

Mez.2: 3 "Koparalım onların kayışlarını" diyorlar,  "Atalım üzerimizden bağlarını."

 

Hangi bağlardan söz ediyor burada? Evlilik bağları bunlardan biridir. Tanrı, insanın iyiliği için bu evlilik bağlarını kurdu. Evlilik konusunda, Mesih inanlısıymışsın ya da değilmişsin hiç farketmez. Tanrı evlilik bağlarını tüm insanlığın yararı için kurdu. Günümüzde evlilik kuruluşu ortadan kalkmak üzere.

 

Birçok ülkelerde erkek ve kadın birlikte yaşamayı evlenmeye tercih ediyor. Evliliğin modası geçti" diye birlikte yaşayan çiftlerin sayısı korkunç bir hızla artmakta. Tanrı evliliği özel bir amaçla ve bizim yararımız için kurdu ve bu ilkelere uymamızı bekler. Onlar ise “Bağlarını atalım üzerimizden” derler.

 

Rabbin insanlığa verdiği Ruhsal Yasa da birçoklarınca, kısıtlayıcı bağlar olarak görülmektedir. Şimdi imanlılar arasında hemen akla gelen bir soru vardır: Mesih İsa'ya iman edenlerimiz artık yasa altında değiliz. O zaman Yasanın bağlarından söz edilebilir mi?

 

Mesih'e iman edenlerimiz Yasa altında değiliz. Evet, Yasanın gereklerini yerine getirmekle kurtuluşu elde edemeyiz, bunu biliyoruz. Kendi tecrübelerimizden de biliyoruz ki, Mesih'in kayrası olmadan biz Yasanın en küçük gereğini bile yerine getiremeyiz. Ancak bu demek değildir ki yasasız yaşayacağız. Rab Yasayı, insanlığı korumak için verdi. Bir ülkede yasalar öneme alınmazsa, yasalara uyulmazsa ve yasasızlık cezalandırılmazsa, o ülkede kargaşalık, anarşı, adaletsizlik, rüşvet, yıkım başını alıp gider. Bu bir sürü insanın yaşamına mal olur. Bugünkü felsefe, “Bağlarını atalım üzerimizden; özgür olup keyfimize göre yaşamak istiyoruz” türdendir. Rab, bu yolun sonu yoktur, diyor. Sahip olduğumuz kötü tabiatın sınırlandırılması gerekir. Bir düzene girmemiz gerekiyor. Ama insanlık bundan pek hoşlanmıyor.

 

Bu gün içinde yaşamakta olduğumuz dünyamıza baktığımızda gerçekten kaygılanıyoruz. Politika dünyasında tam bir kargaşa var. Etik -ahlak, moral alanında çürüklük var. Ruhsal konuda ilgisizlik ya da uzlaşmazlık var. Sosyal alanında da bir vurdumduymazlık var. Bunlar karşısında biraz kaygılanıyorum.

 

OBJEKTİF: TANRI BABA

 

O zaman sormalıyız: Acaba Tanrı bu konuda ne diyor bize? O’nun düşünceleri nedir? Kutsal Söz şöyle yazar:

 

Mez.2: 4 Göklerde oturan Rab gülüyor,  Onlarla eğleniyor.

 

Ne demek oluyor bu? Bu gülüş, mizah gülüşü değil. Tanrı bizim sorunlarımızla ilgilenmiyor mu? Biz kaygılanırken o bizim bu durumumuza gülüyor mu? Hayır değerli dinleyicim. Tanrı bizim durumumuzla çok yakından ilgilenir. O bizim sorunlarımıza gülmez, bizimle alay etmez. Sorunlarımıza kayıtsız kalmaz.

 

Evet Kutsal Kitapta mizahlara rastlarız. Yani iman hayatı her zaman uzun yüklü bir tutumu gerektiren bir yaşam değildir. Şeytan bu konuda bizi aldatmak ister. İman hayatı her zaman ciddi olacaktır, hiç gülmeyeceksin, gibi bir izlenim bırakılıyor. Böyle bir şey yoktur dostum. İman hayatımız espirilerle, sevinçle, coşkuyla dolu olabilir. Kutsal Kitap'ta bunun birçok örneklerini görebiliriz.

 

Evet, Tanrı da bazı durumlara güler, ama bu mezmurda O'nun gülüşü nasıl yorumlanmalıdır? Madem ki burada gülecek bir şey yoktur, Rab neden güler? Bu ne demektir? Bunu Rabbin görüş açısıdan inceleyelim. Cüce insan aşağıda yeryüzünde aşağı yukarı yürüyüp duruyor, arada sırada yumruğunu yukarı kaldırıp göğe doğru sallıyor ve sanki Tanrı'ya meydan okuyormuş gibi, "Haydi gel de görüşelim. Senin bağlarından bıktım artık, özgür olmak istiyorum, gel de dövüşelim" gibi sözlerle Tanrı'ya karşı geliyor. Gülünç bir durum, değil mi? Sadece gülünç değil, aynı zamanda tam bir sapkınlık. Tanrı bu isyan etmiş cüce insana baktığı zaman, "Bu da kim? Bana karşı baş kaldıran bu karınca insan da kim?" diye tam bir hayret içinde kalıyor.

 

Dünyaya ün salmış insanların hayatlarına bakmak yeter. Napolyon, zamanında çevreye hem ün saldı hem de dehşet. Ama şimdi nerede bu adam? Her insan gibi o da dünya sahnesinde rolünü oynadı ve şimdi toprak olup gitti. Büyük İskender tarihin en renkli karakterlerinden biriydi. Tüm ortadoğuyu fethetti, orduları Hindistana kadar uzandı. Kısa bir yaşam süresi içinde birçokların başaramadığını başardı. Ama sonunda ona ne oldu? Hastalık onu yakaladı. Kocaman imparator küçücük bir virüse yenik düştü. Onu nerede bulabiliriz şimdi? O da toprak oldu, maziye karıştı. İnsan, zaman denilen ve hiç durmadan dönüp giden o kocaman tekerin altında kalınca bir hiç oluyor, ama yine de büyüklenmekten, böbürlenmekten geri duramıyor. Zaman ile kısıtlanan insan nasıl oluyor da zamanı yaratmış olan, zamanın dışında kalan yüce Tanrı'ya karşı gelmeye girişebilir? Akla mantığa sığmayan bir şey ama yine de oluyor. Ama bu oldukça gülünçtür, değil mi?

Mezmurun beşinci ayeti şöyle diyor:

 

Mez.2: 5 Sonra öfkeyle uyarıyor onları,  Gazabıyla dehşete düşürüyor

 

Bu ayet dünya üzerine gelecek olan göksel yargıdan söz eder.

 

Peki ama insanın Tanrı'ya karşı takındığı isyankar tavır Rabbin tasarılarını etkileyebilir mi? Hayır, Rabbin tasarıları insan eylemiyle etkilenemez. Etkilenebilseydi o zaman Tanrı Tanrılığını yitirmiş olurdu. Her güce sahip olan Tanrı, insanın bağırışıyla, protestosuyla, girişimleriyle asla kısıtlanamaz. O her şeye kadirdir. Yeryüzündeki cüce insan kendi gözünde istediği kadar büyük olsun, istediği kadar yersel güce sahip olsun, yine de Rabbin ereğinin ne önüne geçebilir, ne de o ereğe yeni bir yön verebilir. Rabbin bilmediği hiçbir şey yoktur ki gafil avlansın.

 

Tanrı, dünyadan birçok kişileri kendi aydınlık egemenliğine çağırmaktadır. Şimdiki amacı budur, inayet çağında yaşamaktayız. Rabbin inayeti sayesinde birçokları günahlarına bağış buluyor ve sonsuz yargıdan kurtulup sonsuz yaşama kavuşuyorlar. Rabbin başka bir amacı daha vardır. Altıncı ayette bu amacın ne olduğunu anlamaya başlarız. Şöyle yazar:

 

Mez.2: 6 Ve, "Ben kralımı Kutsal dağım Siyon'a oturttum" diyor.

 

Rab, ereğinin tam olarak yerine gelmesi için hiç taviz vermeden, hiç duraksamadan ve hiç yön değiştirmeden o ikinci amaca doğru ilerlemektedir. Bu ikinci amaca göre yeryüzünde, Mesih'in ikinci kez gelip de üzerinde oturacağı bir taht hazırlıyor. Sonsuz egemenliğin kurulması için gereken bir tahttır bu.

 

Rab bugün yolunu şaşırmadan, durmadan ve uzlaşmaya girmeden hedefine doğru ilerliyor, ki Rab İsa’nın bu dünyada oturduğu tahtın kurulmasıdır.

 

Bazen duyarım, özellikle imanlı çevrelerde bir deyim moda olup çıktı. "Rab biraz gecikirse şunu yaparım ya da bunu yaparım" diye konuşanlar oluyor. Bu "Rab gecikirse" deyiminin nereden ortaya çıktığını bir türlü anlayamadım. Hiçbir şey gecikmiyor. Tam vaktinde - benim vaktim değil, O’nun vaktinde - gelecektir. Her işi saniyesi saniyesine tam bir dakiklikle yapar. Hiçbir şey O’nu durduramaz, planını değiştiremez.

 

OBJEKTİF: TANRI OĞUL

 

Şimdi yedinci ayete gelirken, bu bölümün başında sözünü ettiğim o hayali kameranın objektifi Oğul'a çevrilir. Az önce Baba Tanrı konuşuyordu ve objektif O'na çevrilmişti ve şimdi Oğul'a çevriliyor. "Bugün Rabbin fermanını ilan edeceğim", diyor Oğul. Sevgili dostum, Kutsal Kitap’ta Mesih İsa'nın karakterini ve O'na verilen yetkiyi çalışanlarımız bilmeli ki, Rabbin fermanlarını yerine getiren, onları icra eden sonsuz Oğul İsa'dır. Yedinci ayette şöyle diyor:

 

Mez.2: 7 RAB'bin bildirisini ilan edeceğim:  Bana, "Sen benim oğlumsun" dedi,  "Bugün ben sana baba oldum.

 

Biliyor musunuz, bu ayet Yehova Şahitlerince en çok kullanılan ayetlerden biridir. Yehovacılar bu ayeti kullanarak Mesih'in sonsuz olmadığını ve yaratılmış olduğunu ileri sürerler. Keşke sadece bu ayeti okumakla yetinmeselerdi. Bu ayetten sonraki ayetleri de okusalardı, tam gerçeği kavramış olacaklardı. Bu ayet ile Rab İsa Mesih'in doğumu arasında hiçbir bağlantı yoktur. Yeni Antlaşma kesiminde anlatılan doğuş, yani İsa'nın bebek olarak dünyaya gelişi bu ayetle bağlantılı değildir. Keşke Yehovacılar Rabbin Kutsal Ruhu’na izin verselerdi de yüreklerinde gerçeğin ışığı onları aydınlatabilseydi. Resul Pavlus, Anadolu'daki Müjde gezisinde Psidya Antakya’sına geldiğinde orada Mesih'i vaaz ederken bu mezmurdan bazı sözleri onlara aktardı ve bu ayetin sözlerini kullandı. Pavlus'un en etkin vaazlarından biriydi bu vaaz. Pavlus bu vaazında Mesih'in dirilişinden söz ediyordu. Elçilerin İşlerinin on üçüncü bölümünde şöyle yazar:

 

Elç.13: 32-33 "Biz de size Müjde'yi duyuruyoruz: Tanrı İsa'yı diriltmekle, atalarımıza verdiği sözü, onların çocukları olan bizler için yerine getirmiştir. İkinci Mezmur'da da yazıldığı gibi: ‘Sen benim Oğlum'sun, Bugün ben sana Baba oldum.'

 

Pavlus bu sözleri aktarırken tam bir referans verip ikinci mezmurdan söz etti. İkinci Mezmur ne İsa'nın doğumundan söz ediyor ne de O’nun birden ortaya çıkışından. İsa Mesih Tanrı özünde ezelden var olandır. Dostum, sonsuzlukta var olan ve varlığının ölüme terkedilmesine izin vermeyen İsa, mezardan dirildiği zaman sonsuz Oğul olarak ilan edildi. Ancak O'nun Oğul oluşu sonsuzdur. Bu mezmur sadece onun dirilişinden söz eder. Bu diriliş ile Mesih, ölümü yenerek mezardan kalktı, yeniden yaşama doğdu. Tanrı'nın özünde Sonsuz Baba var olduğu gibi, sonsuz Oğul da vardır. Zamansız çağlarda, sonsuzlukta, başlangıcı ve sonu olmayan bir varlıkta Tanrı'nın üçte birliğinde Oğul vardır.

 

Daha önce de dediğim gibi, bu ayet Mesih'in doğuşundan söz etmiyor. Ancak O'nun dirilişinden, ölümden hayata doğuşundan söz eder. İsa Mesih bir yaratık değildir, yaratılmadı ve Tanrı özünde üçte birlikte her zaman vardır. O hem tümüyle insandır hem de tümüyle Tanrı’dır. İkinci Mezmur da bunu öğretmektedir.

 

Baba Tanrı konuşmasını sürdürüp diyor:

 

Mez.2: 8 Dile benden, miras olarak sana ulusları,  Mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim.

 

Sevgili dostum, bu evrenin Egemenlik asası, çivilerle delinmiş ellere verilecektir.

 

“Dile benden, miras olarak sana ulusları, mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim". Biliyorum, bu ayet aynı zamanda Müjdeyi yaymak için başka ülkelere gönderilen müjdecileri teşvik etmek için kullanılır. Birçok konferanslarda bu ayetin en azından on -onbeş çeşitli vaazlarda kullanıldığına tanık oldum. Belki siz de bu ayetin bu şekilde, yani müjdeyi yaymak için kullanılması gerektiğini düşündünüz, ama aslında bu ayet özel olarak Rab İsa Mesih'in yeryüzünde kuracağı sonsuz egemenlik kapsamında görülmelidir. Dinleyin, bir sonraki ayette ne yazılıdır:

 

Mez.2: 9 Demir çomakla kıracaksın* onları,  Çömlek gibi parçalayacaksın."

 

Bu ayet ile Rabbin inayeti arasında bir bağlantı yoktur. Bu gün, bu kayra - inayet çağında bu ayeti duyurmamız yerinde değildir; çünkü bu ayet Mesih'in ilk gelişinden değil, ikinci gelişinden, bir yargıç olarak geleceği günden söz eder.

 

Bugün İsa size sevgi elini, kurtuluş elini uzatıyor, ama o ileride belirlenmiş bir günde yine gelecektir. O zaman kurtuluş için değil, O'nu reddetmiş olanları yargılamak için gelecektir. Bu şekilde geleceği için de ne senden, ne de benden özür dileyecektir. Ben de O'nun adına hiç kimseden özür dileyemem. İnsanlar Rabbe karşı isyan bayrağını kaldırmışlar, O'na yumruk sallıyorlar. Rab ne yapacak? Onları demir bir çubukla paramparça edecek. Bu tavırdan hoşlanmıyor musun kardeşim? O zaman şikayetini Tanrı'ya götür. Böyle olacağını Rab söyledi ve bunu yapacak olan yine Rabbin kendisidir.

 

Dostum, İsa Mesih ikinci kez dünyaya geldiğinde Kralların kralı olarak gelecektir. Bu demek oluyor ki, egemenlik gücünü devreye sokmak için gelecektir.

 

Acaba şimdi Rab İsa yeryüzüne gelse, uluslarını yönetimini nasıl ele geçirecektir? Demir çubukla şimdiki yönetimleri kırmakla onu ele geçirecektir. Yersel yönetim ne olursa olsun, en demokratik yönetim bile kontrolü İsa'nın eline vermek istemeyecektir. İnsanlar ellerindeki gücü İsa'ya bırakmak istemeyeceklerdir. O zaman onlara ne yapacaktır? Onları demir çubukla kıracaktır.

 

Eminim ki hiçbir lider kendi liderliğini İsa'ya devretmeye hazır değildir. Ancak Şu anda İsa'yı kendi hayatında lider olarak gören bir kişi O'nu ikinci gelişinde lider olarak kabul edebilir. İsa'yı kendi kilisesinin önderi olarak görmeyen herhangi bir din önderi O’nu, ikinci gelişinde kilisenin lideri olarak kabul edemez. Bu nedenle Rab İsa onları demir bir çubukla kırma zorunda kalacaktır. O’nun ikinci gelişinde egemenlik kayıtsız şartsız İsa Mesih'in olacaktır. O’na karşı kaldırılan her isyan bayrağı indirilecek, her isyan bastırılacaktır. Dostum, ileride yargı margı olmayacak diyenlere sakın kulak asmayın. Yarın güneşin doğacağı nasıl kesin ise, ondan daha kesin ve emin bir olay, İsa'nın bir yargıç olarak dünyaya ikinci kez geleceğidir.

 

OBJEKTİF: TANRI RUH

 

Şimdi yine o hayali kameralara dönelim. Şimdi gökyüzündeki, Cennetteki o hayali kamera kapanıyor ve yeryüzündeki kameranın objektifi çalışmaya başlıyor. Şöyle yazar:

 

Mez.2: 1-11  Ey krallar, akıllı olun!  Ey dünya önderleri, ders alın! RAB'be korkuyla hizmet edin,  Titreyerek sevinin.

 

Kutsal Kitaptan çalışmalarımı sürdürürken son yıllarda beni gerçekten çarpıcı şekilde etkileyen bir gerçekle defalarca yüzyüze geldim. Gerçek şudur: Tanrı insanlık tarihinde yerlerini almış olan yeryüzünün egemenlerine gerektiği zaman uyarı mesajları göndermiştir. İnsanlık tarihine bakarsak her zaman böyle olmuştur. Hiçbir istisna olmadan Rab kralları, imparatorları, başbakanları ve cumhurbaşkanlarını gerekli yerde uyarı mesajlarıyla hazırlamıştır.

 

Mısır'ı yöneten kral, tahtında otururken Mısır zindanlarında genç bir adam suçsuz olduğu halde hapis yatıyordu. Tarihin en kritik döneminde yine Tanrı bu genç adamı mucizevi şekilde, göksel müdahale ile zindandan çıkardı ve Mısır'ın başbakanı konumuna yükseltti. Onun adı Yusuf idi, Yusuf peygamberi bilmeyen yoktur sanırım. Mısır tarihinin ve hatta diyebiliriz ki Ortadoğu tarihinin en kritik döneminde Yusuf önemli bir konuma yükseltildi ve onun sayesinde birçok ülke kıtlıktan gereken zararı görmedi.

 

Tanrı işte bu şekilde çalışır. İnsanlık tarihinde daha gerilere gidecek olursak, dünyanın ilk büyük gücü sayılan Babil imparatorluğu ortalara çıkarken Tanrı Babil imparatorunun yanına Daniel adında birisini yerleştirdi. Daniel Tanrı'nın özel olarak seçtiği birisiydi. Onu sadece imparator Nebukadnetzar'ın yanına başbakan konumunda yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda bu imparatorun Daniel sayesinde diri Rabbi tanımasına yol açtı. Daniel o konumda kaldı, Rab onu o konumda tuttu ta ki, Pers kralı Kirus gelip tahta otursun. Eski Antlaşmada okuyabiliriz, Kirus fermanlarını bile diri Rabbin adıyla imzalardı.

 

Biraz daha yakın bir geçmişe bakalım. Napolyon kendisini kaderin çocuğu olarak tanımlardı. Tanrı'nın onu özel bir iş yapmak için seçtiğine inanırdı. İlginç değil mi? Tanrı her zaman dünya yöneticilerine, krallara ve imparatorlara kendi Sözünü duyurabilmiştir. En yüksek makamdaki egemen güçlere bile Sözünü iletebilir güçtedir. Evet, "Korkuyla Rabbe hizmet edin ve titreyerek sevinin" diye Rab bu gün de konuşmaktadır.

 

Mez.2: 12 Oğulu öpün ki öfkelenmesin,  Yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz. Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir.  Ne mutlu O'na sığınanlara!

 

 

Eski Antlaşma zamanında, “Oğul’un önünde eğil!” sözleriyle şöyle  ifade edildi.

 

Elç.16: 31 “............., "Rab İsa'ya iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz" dediler.

 

İsa'yı ele veren hain Yahuda O'nu bir öpücük ile ele vermişti. Yahuda İsa'yı öperek O'nun gerçek kişiliğini beraberinde getirdiği tapınak görevlilerine açıklamıştı.

 

Bazıları Yahuda’nın bunu yapması gerekliydi, çünkü öyle yazılmıştı diyerek işi biraz da kaderciliğe dökerler. Bir açıdan, Kutsal Yazıların yerine gelmesi gerekliydi; ama Yahuda’nın kaybolması, bu yolu sürdürmesi gerekli değildi. Bu onun kaderi değildi. Kutsal Kitap’ta kadere yer yoktur. Herkesin kendi özgür iradesi vardır. Yahuda İsa’yı ele verdikten sonra, Petrus gibi, tövbe edip Rabbe dönebilirdi. Bunu istediği anda yapabilirdi, ama o Petrus gibi tövbe edip Rabbe dönmedi. Petrus da Rabbi inkar etti, ama daha sonra Petrus kendi özgür iradesini kullanarak tövbe edip Rabbe döndü, ama Yahuda bunu yapmadı. Yahuda’nın hatası buydu.

 

Daha sonra Yahuda, İsa'yı ele vermek için gelip de O'nu öptüğü zaman İsa ona:

 

Mat.26: 50 İsa, "Arkadaş, ne yapacaksan yap" dedi. Bunun üzerine adamlar yaklaştı, İsa'yı yakalayıp tutukladılar.

 

İsa böyle hain birisine neden "arkadaş" diye hitap etti? O'nun hain olduğunu bilmiyor muydu? İsa'yı ele vermek için oraya geldiğini bilmiyor muydu? Tabii ki İsa bunların hepsini biliyordu. Yahuda'nın eski zamanda ikinci Mezmur'da verilen peygamberlik sözünü yerine getirmesinin gerekli olduğunu da biliyordu. Ama o anda Yahuda fikrini değiştirebilirdi. O anda pişman olup İsa'yı kurtarıcı ve Rab'bi olarak kabul edebilirdi. Belki de İsa Yahuda'ya son sözüyle şunu ifade etmek istemişti: "Yahuda, bak, şimdi Oğulu öpmekle Kutsal Yazılardaki peygamberlik sözünü yerine getirdin. Haydi şimdi her şeye rağmen gel de gerçekten gerekli olanı yap. Artık serbestsin, beni kurtarıcın olarak kabul edebilirsin. Sen bunu yapmakta özgürsün!“

 

Tanrı'nın Ruh'u bize diyor, "Oğul'u öp. Rab İsa Mesih'e iman et ve kurtulacaksın".

 

Bir orkestrada öncelikle her müzisyen kendi aletini ayarladığında sesler birbirine karışır ve korkunç şekilde bozuk sesler çıkar. Ama kısa bir aradan sonra lamba yeniden açılıp orkestra şefi yönetmeye başladığında her alet koro şefinin işaretine göre tam ayarında ve vaktinde çalınır. Şahane bir armoni, bir uyum ortaya çıkar.

 

Bugün, dünyada herkes kendi borusunu öttürerek yaşamak ister ve bizler böyle bir ortamda yaşıyoruz. Her kişi, her grup duyulmayı ister. Ama armoni bozuktur. Ne var ki, birgün ışıklar yanınca, Rab İsa gelince O asasını - (değneğini) kaldıracak ve O’nunla armonide olmayan her şey ortadan kaldırılacaktır. O günün armonisi -uyumu şahane olacak. O’nun önünde eğebildiğim için bugünden şükrediyorum. Bir aletim olan bedenimi, yaşamımı Rab ile ayarlarım. Önünde eğebilir, O’nu tanıyabilir, O’nu kurtarıcım ve Rabbim yapabilirim.