Salı, Eylül 07, 2010

1.Mezmur

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfEn iyi 

 

Mezmurlara  Giriş

 

Mezmurlar’ın İbranice başlığı, övgüler ya da övgüler kitabı anlamına geliyor. Yunanca başlık, Müzik aletleriyle eşlik etmek anlamındadır. Ama Mezmur sözü Yunanca Psalmos sözcüğündan kaynaklanıyor. Mezmur kitabı bir tapınış kitabıdır. Tapınağın ilahi kitabıdır. Mezmurlar’ın tek yazarı Davut değil, birkaç yazarı da vardır. 150 Mezmur vardır, Davut bu mezmurların 73 tanesinin yazarıdır. Davut İsrailin tatlı mezmurcusu olarak biliniyor.  Bazı Mezmurların yazarı bilinmiyor. Bu Mezmurlar da Davut’a ait olabilir. Örneğin, Mezmur 2’nin, Habercilerin İşleri 4:25’te Davuta ait olduğu belirtilir. 95. Mezmur’un, İbraniler 4:7’de yine  Davut’a ait olduğu belirtilir. Mezmurlar aynı zamanda yazarının kendi deneyimlerini de dile getiriyor. Davut, yazdığı mezmurları ve diğer Mezmurları tapınakta kullanmak için organize etti. Mezmurların diğer yazarları şunlardır: Musa peygamber 1 mezmur yazdı (90). Süleyman 2 Mezmur yazdı. Kurah’ın oğulları 11 mezmur yazdı. Asaf 12, Heman 1 (88), Etan 1 (89), Hezekiah 10 mezmur, Yetim (yazarı belli olmayan ) 39. Toplam 150 mezmur vardır. 

 

 

Mesih her yerde ön plandadır. Kral ve krallık mezmurların ana konularıdır.

 

Anahtar sözcük Mezmur’da Halleluya sözcüğüdür, ki bu “Rabbe övgüler” anlamındadır. Bu söz Mesih inanlıları arasında bir alışkı haline gelmiştir. Ama söz gerçek anlamında söylendiğinde, insan yüreğinde bir heyecan yaratır. Halleluya, Rabbe övgüler olsun!

 

50. Ve 150. Mezmur bence anahtar mezmurlarıdır. Esaf’ın mezmuru olan 50. Mezmur sanımca diğerlerinden daha derindir. 150. Mezmur “Rabbe Övgüler”  mezmurudur. 150.Mezmur’da sadece 6 kısa ayet vardır, ama on üç kez “Rabbe övgüler” sözü geçer.  Rabbe Övgüler sözüyle Mezmur kitabı kapanıyor. Bu tüm diğer mezmurların korosu olarak görünmelidir.

 

Mezmurlar derin fedakarlık, duygular, yüceltilmiş hisler, koyu depresiyonu kaydeder.

 

Herhangi bir sorunda, kaygıda Mezmurlara gittiğimda her zaman bana güç vermiştir. Mezmurlar Kutsal kitabımın tam ortasındadır. 119. Mezmur Tanrı’nın Sözü’nün tam ortasındadır ve O’nun Sözü’nü yüceltiyor.

 

Bu kitap birçok insanın yüreğini çağlar boyunca bereketledi. Evde, hasta kalınca ya da hastanede ya da herhangi bir sorun düşüncemi, yüreğimi tedirgin edince Mezmurlara dönüyor ve kendimi mezmurların içinde buluyorum. Her zaman yüreğimi ve yaşamımı bereketlemektedir. Mezmurlar sadece günümüzde değil, çağlar boyunca böyleydi. Anbroz adında biri şöyle dedi: “Mezmurlar İnanlılar topluluğunun sesidir!”

Agustin ise  şöyle dedi: “Tüm kutsal kitabın özüdür mezmurlar.”

Martin Luther, “Tüm kutsal yaşamlılar için küçük bir kitapçıktır Mezmurlar” dedi.

 

John Kalvin ise şunları söyledi: “Mezmurlar insan canının tüm  parçalarının anatomisidir”.  Bu sözü seviyorum. Birisi, Mezmurlarda 126 psikolojik tecrübeler vardır, dedi. Bu sayıyı nereden buldular bilmiyorum; ama bunların tümü Mezmur kitabında kaydedildiğini biliyorum.  İnsanın her tecrübesini kaydeden tek kitab bu kitaptır. Her düşünce, her istek, cana dokunan her duygu bu kitapta kaydedilmiştir. Bu nedenle Mezmurlar her zaman yüreklerimize konuşuyor ve her nereye bakarsak orada canımıza can katıyor.

 

Bir yorumcu (Hukker), Mezmurlar hakkında şöyle dedi: “Kutsal Kitap’ın yararlı olan çekleridir mezmurlar.”

Donn adında biri, “ Mezmurlar benim ve her bir insanın ne yapacağını, ne tür acılar çekeceğini, neler söyleyeceğin önceden söylüyorlar!”

Herd adında başka bir inanlı da Mezmurlara ilişkin şunları dedi: “Her vakite uygun ilahi kitabıdır Mezmurlar!”

Başka bir inanlı olan Watz, “Mezmurlar kilisenin bin sesli yüreğidir!” dedi.

 

Mezmurlar Mesihle doludur. İncil’de gösterilen Mesih’in resmi Mezmurlar’da çok daha net ve kesin bir şekilde gösterilmektedir. İncil’de İsa’nın dağa çıkıp dua ettiği anlatılıyor; ama Mezmurlar bize İsa’nın duasının içeriğini aktarıyor. İncil’de İsa’nın çarmıha çakıldığını anlatıyor, Mezmurlar bize İsa’nın çarmıha gerilişinde yüreğinden nelerin geçtiğini, neler hisstiğini bize açıkılıyor. İncil İsa’nın göğe geri gittiğini anlatıyor, Mezmurlar ise İncil’in bittiği yerde başlıyor, devreye giriyor ve gökte oturmuş olan Mesih’i gösteriyor bize.

 

Mesih bu kitabın her yerinde önemlidir. Rab İsa dirilişinden sonra kendine ait olanlara göründüğü zaman onlara şöyle dedi:

 

Luk.24: 44 Sonra onlara şöyle dedi: "Daha sizlerle birlikteyken, ‘Musa'nın Yasası'nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar'da benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir' demiştim."

 

Mesih Mezmurların konusudur. Bence her bir mezmurda Mesih İsa övgünün hedefidir. Her bir Mezmur’da O’nu gösteremiyorum, ama bu Mesih’in her Mezmur’da olmadığı anlamına gelmez. Bu da benim ne kadar kısıtlı olduğumu gösteriyor! Tüm Mezmurlar’da tapınışın hedefi Mesih olduğu halde, bazıları özellikle Mesihsel mezmurlardır. Bunlar Mesih’in doğumunu, yaşamını, ölümünü, dirilişini, yüceliğini, kahinliğini, krallığını ve dünyaya geri gelişini kaydediyorlar. Özellikle Mesih hakkında konuşan 16 mesihsel mezmur var; ama daha önce de dediğim gibi, tüm 150 Mezmur O’nun hakkındadır. Bu kitabı incelediğimizde bu gerçek çok açık bir şekilde görünecektir.

 

Daha kısıtlı bir anlamda Mezmurların konusu, İsrail’e ait olan Mesih ve Mesih’e ait olan İsrail’dir. Bu iki konu insanın başkaldırmasına bağlıdır. İsrail ile Mesih birleşinceye kadar bu dünyada bereket olmayacak. Mezmurlar Yahudiler’in beklentisini ve umudunu kaydediyorlar. Aynı zamanda Mezmurlar, tapınakta tapınmaya yönlendiren uygun ilahilerdir. Yine de bizim için ruhsal bir anlamı vardır. Kutsal Kitap’ın diğer parçalarından daha çok onlara yöneliyorum, ama Mezmurları yorumladıkça daha ayrıntılara ve asıl noktalara bakacağız. Örneğin, bu kitapta Tanrı baba olarak adlandırılmıyor. İnanlılara oğul denilmiyor. Mezmurlarda Tanrı babadır, ama baba Tanrı değil. Kutsal Ruh’un taşan huzuru ve Yeni Antlaşma’nın bereketli umudu bu kitapta yok. Bunu göremedikleri için birçok insan ikinci Mezmuru yanlış yorumladılar.

 

2. Mezmur’un konusu kilisenin göğe alınışı değil, Mesih’in ikinci gelişidir. Mesih ikinci kez geldiğinde, yeryüzünde krallığını kurup Yeruşalim kentinden yönetecektir.

 

Bazı Mezmurlarda öç almaktan, yargı için edilen dualardan da söz edilir. Bu nedenle bu türden mezmurlar eleştirilere neden olurlar. Oysa bilmek gerekir ki, bu mezmurlar savaş zamanında yeryüzünde doğruluğu ve barışı arayan, yasa altında yaşayan bir halk tarafından dile getirildiler.

 

Dostum, adaletsizlik ve isyankarlığı bastırmadan barış olmuyor. Görünüşe göre Tanrı tam bunu yapmak amacındadır, ve bunun için Tanrı özür dilemeyecek. Kendi vaktinde yargı için bu yeryüzüne gelecek. Yeni Antlaşma’nın öğretisinde, Mesih inanlısı, düşmanlarını sevmek zorundadır. Mezmurlardaysa düşmanlar hakkında çok sert şeyleri okuduğunuzda bu belki sizi şaşırtıyor. Ancak yargı bu yeryüzüne doğruluğu getirmek için geliyor. Bunun dışında Mesih karşıtının yönetiminde olacağı zamanı kaydeden mezmurlar da vardır. İnsanların böyle durumlarda nasıl davranacağını ya da nasıl dua edeceklerini biz gösteremeyiz.

 

Başka Mezmur tiplerinde tövbeye hazır bir kişi, tarih, dua, müjdecilik, saflık ve Kutsal Kitabın övgüsü içeriliyor. Gelecek olan bölüm çok zengin. Artık altın ve mücheverler için kazacağız dostum.

 

Dostum, Mezmur kitabı gelişi güzel bir şekilde sıralanmadı. Bazı kimseler düşünüyorlar ki, mezmurlar bir kutuya konulup çalkalandıktan sonra düzensiz bir şekilde sıralandı. Ne var ki, bu böyle değil. Bir Mezmur bir ilkeyi gösteriyor, bundan sonra bu ilkeyi anlatan birkaç mezmurlar bunu izliyor. Mezmurlar 1 ile 8 bunun bir örneğidir.

 

Mezmurlar düzenli bir şekilde sıralandılar. Şu gerçek görüldü ki, Mezmurlar kitabının sıralanması Musa’nın beş kitabına uygundur. Mezmurların da bir yaratılış, Çıkış, levililer, Sayıları ve Tesniye bölümleri vardır.

 

Örneğin, yaratılış bölümünde kusursuz insanı bereket içinde görüyorsunuz. Aynı durumu birinci mezmurda da görüyorsunuz. Bundan sonra insanın düşüşü ve yeniden kalkışı gösteriliyor; 2. Mezmur başkaldıran adamı simgeliyor. 3. Mezmurdaysa kusursuz adam reddediliyor. 4. Mezmurda kadının soyu ile yılanın soyu arasında olan  çekişmeyi görüyoruz. 5. Mezmurda kusursuz adamı düşmanlar ortasında görüyoruz. 6. Mezmurda terbiye edilen kusursuz adamın topuğuna saldırı oluyor. 7. Mezmurda kusursuz adamı yalancı tanıklar ortasında görüyoruz. 8. Mezmurda ezilen iblisin başı aracılığıyla günahın yenildiğini, bu nedenle de gerçekleşen insanın kurtuluşunu görüyoruz. Mezmur 9-15’de düşman ve Mesih karşıtının çekişmesini ve sonunda kurtuluşu görüyoruz. 16-41 mezmurlar arasında Mesih’i halkının ortasında onları Tanrı için kutsallaştırdığını görüyoruz. Bunların tümünü Mezmurlar kitabını incelerken ayrıntılı bir şekilde göreceğiz.

 

Spurgeon şöyle dedi: Mezmurlar kitabı bize hem kanatların hem de sözlerin kullanışını öğretiyor. Mezmurlar sizi de güzel öten bir kanarya kuşu gibi yapar. Mezmurlar kitabı aynı zamanda Kutsal Kitap’ın bahçesi olarak adlandırıldı. Yeni Antlaşma’ya Eski Antlaşmadan 219 parça aktarlılmıtşır, bunlardan 116’sı mezmurlardandır. 150 Mezmurun tamamı müziğe bestelenen ilahilerdir. Bu kitap yüreklerimizi ilahi söylemeye yöneltmelidir.

 

 

MEZMUR 1

 

KONU: İki kişi, iki yol ve iki sonuç

 

Bu mezmur, Mezmurlar kitabının başlangıcı, bir açıdan "Yaratılış" kesimiyle başlar. Ancak mezmur evrenin yaratılışıyla değil de insan ile başlar. Mutlu kişiye, yani Rabbin bereketinin alıcısı olan bir kişiye değinir. Mutlu insan tanrısaymaz insanla kıyaslanır. Aynı zamanda bu mezmur Mesih'in, son Adem’in bir resmidir. Son Adem, günahlı insanların arasında görünüyor. Onunla alay ediliyor. Mesih İsa'yı düşündüğümüzde genelde O'nu elemlerin adamı olarak göz önünde canlandırırız. Ressamların hayallerinde canlanan İsa resimlerine baktığımızda O'nun üzgün ve acı çekmiş birisi olarak canlandırıldığını farkedebiliriz. Evet, bu doğrudur. Yeşaya peygamber O'nu bu şekilde, "elemler adamı" diye tasvir eder. Şöyle yazar Yeşaya peygamber:

 

Yşa.53: 4-5 Aslında hastalıklarımızı o üstlendi, Acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, Vurulup ezildiğini sandık. Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza Ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk.

 

 

O, kendi bedeninde taşıdığı üzüntüler, elemler kendi üzüntüleri, acıları değildi, bizim üzüntülerimiz ve acılarımızdı. O kendi benliğinde, kendi yapısında mutlu ve sevinçli birisiydi. İşte bu mezmurda O'nun bu mutluluğunu görebiliriz. Mezmurun birinci ayetinde şöyle yazar:

 

Mez.1: 1 Ne mutlu o insana ki, kötülerin öğüdüyle yürümez, Günahkârların yolunda durmaz,  Alaycıların arasında oturmaz.

 

Bu ayette mutlu insanın ne şekilde yaşadığı, alışkanlığı dile getiriliyor. Bu mezmurun daha sonraki ayetlerinde göreceğiz ki, bu adamın kendi bünyesinde güç vardır ve kalıcıdır. Bu ilk ayette mutlu adamın, Rabbe bağlı insanın içinde yaşaması gereken olumsuz koşullar içinde bile nasıl mutlu olacağı gerçeğiyle yüzyüze geliyoruz. Aynı zamanda o mutluluğun devam etmesi için neler yapmaması gerektiği açıklanır.

 

Mutlu adamın takınması gereken üç tavır vardır. İlkin Tanrısaymaz kişilerin verdiği öğütle yaşamını sürdürmemesi gerekir.  Birinci konumu, mutlu adamın yürürken ne yapmaması gerektiğini açıklar. İkincisi, günahlılarla durmaması gerektiğini bildirir. Üçüncü konumda ise alaycılarla oturmaması gerekir. Üç aşamadan geçer bu gibi kişi. Önce tanrısaymazlarla ilişki kurar ve sonunda alaycıların dergahında onların yaptıklarını yapar.

 

Bu yolda gidenin hayatında kesin bir gerileme görülebilir. Bir çürüklük ve kötüden kötüye gidiş hemen farkedilebilir. Mutlu, Rab tarafından kutsanmış insan ise tanrısaymazların öğüdüne uymaz. Yani onlara kulak vermez.

 

Dostum, Mesih'e iman etmiş biriyseniz, tanrısaymaz insandan asla iyi bir öğüt alamazsınız. Böylelerin verebileceği öğütler sizi ancak kötü yollara sevkedebilir. Hiç farkettiniz mi? Rab İsa bile herhangi bir konuda, özellikle önemli konularda hiçbir zaman kendi mantığına ya da zihin gücüne dayanmadı. Yaptığı her şey her zaman Tanrı'nın iradesine dayanıyordu. Öğrencilerine gidip de, "Bakın çocuklar ben durumumuzu düşündüm, her şeyi ölçüp tarttım ve sonunda şu karara vardım: Galile'ye gitsek iyi olur. Nasıl olsa ben sizden daha akıllı ve daha yetenekliyim ve benim bu üstün planlarıma uyarsanız sizin yararınıza olacaktır" diye konuşmadı. Hayır, onlara bu şekilde konuşmadı. Tersine, "Yeruşalim'e gidiyorum çünkü bu Babamın isteğidir" dedi. Rab İsa uzun zaman duada kaldı, Baba Tanrı ile duada konuştu, onun isteğini öğrendi ve o isteği uyguladı. Ancak O'nun isteğine göre iş yaptı.

 

Dostum, öğüt dinlemek kesin olarak iyi bir şeydir, ama iyi kişilerin öğüdüne uymak  gerek. Kötülerin öğüdüne uymak ancak yıkım getirir. Kutsal Söz bize iman ile yürümemizi söyler. Acaba tanrısaymaz kişi kim olabilir? Ateistler ya da bizim inancımızda olmayan kişilere tanrısaymaz deyip de geçemeyiz. Yaşamlarında Tanrı'ya yer vermeyen, O'nu hesaba katmayan herhangi bir kişi tanrısaymazdır. Bu gibilerin içinde Tanrı korkusu yoktur. Bunlar sanki Tanrı yokmuş gibi yaşarlar. Çevremizde bu gibi insanlara çok rastlarız. Sabahleyin uyandıklarında düşüncelerinde Tanrı'ya hiç yer vermezler, dua etmek şurda dursun belki de Rabbin adını boş yere ağızlarına alıp küfrederler. Tanrı'nın hem iyi kişilere hem de kötülere sağladığı nimetler için O'na şükretmezler. Sanki Tanrı yokmuş gibi yaşamlarını sürdürürler. Kısacası Rabbi hayatlarının ufacık bir köşesine bile sokmak istemezler.

 

İşte böyle bir insan başkasına öğüt verirse, öğüdü alan sonunda günahlıların durduğu yerde onlarla birlikte duracaktır. Günahlı olmak ne demektir? Tanrı’nın insan için belirlediği kutsallık aşamasına erişememek demektir. Rabin insandan beklediği yüksek ahlak düzeyinde bir türlü yaşayamayan insanı dile getirir. Kutsal Söz bu gibilerden şöyle söz eder:

 

Sül. Özd.14: 2 Doğru yolda yürüyen, RAB'den korkar, Yoldan sapan, RAB'bi hor görür.

 

Yine Kutsal Kitap,şöyle der :

 

Sül. Özd.16: 2 İnsan her yaptığını temiz sanır, Ama niyetlerini tartan RAB'dir.

 

 

Günahlı insan çok kez kendi düşüncelerinin, yaşam tarzının doğru olduğunu sanır. Ama o yine de günahlıdır. Rab Yeşaya peygamber aracılığıyla şöyle der:

 

Yşa.55: 7 Kötü kişi yolunu, Fesatçı düşüncelerini bıraksın; RAB'be dönsün, merhamet bulur, Tanrımız'a dönsün, bol bol bağışlanır.

 

İnsan günahlı olduğu için yolunu şaşırmıştır. Yolunu şaşıran insan başka insanlara nasıl öğüt verebilir ki? Yine Yeşaya diyor: 

 

Yşa.53: 6 Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi.

 

İşte, Baba Tanrı bizim tüm günahlarımızın, suçlarımızın gerektirdiği yargıyı O'nun üzerine yükledi. Genelde kendi hayatımızı değerlendireceksek günahlı olduğumuzu hemen görmeliyiz. İşte bizim hayatımız böyledir.

 

Günahlılarla durduğumuz zaman atmamız gereken bir adım daha oluyor. Bu adımla daha aşağılara inip alaycılarla otururuz. Alaycılar kimlerdir? Önce Tanrı ile, O’nun varlığı ve yasalarıyla alay edenler söz konusudur. Ateistler Tanrı'nın var olduğuna inanmıyorlar ve bu tutumlarıyla alay etmiş oluyorlar. Bakın, günahlı ne yapar? Yoldan sapmak üzere olan insanı alır, yanına oturtur ve ona türlü yalanlar söylemeye başlar. "Tanrı yoktur" der. Bu alaycı sadece Tanrı'nın var olduğunu inkar etmekle kalmaz, aynı zamanda tüm evrenin yaratıcısına karşı içinde bir kin ve nefret vardır. Tanrı’yı inkar eden bir insan olarak o kadar alçalır ki, o alçak durumdan daha aşağılara inemez. Bataklığın en derinliklerine inmiştir. Tanrı bu gibi kişiler hakkında şöyle der:

 

Sül. Özd.3: 34 RAB alaycılarla alay eder,  Ama alçakgönüllülere lütfeder.

 

 

Dostum, Tanrı O'nunla alay edenlere karşıdır. Aslında Tanrı ile alay eden insanın kendisi Tanrı tarafından aşağılanacaktır. İşte Rabbin yolunda yürümeyen insanın durumu böyledir. Mutlu insan, mutlu olmak isterse bu yolda yürümemesi gerekir.

 

Şimdi ikinci ayete geliyoruz. Bu ayette mutlu insanın mutluluğunu koruyabilmesi için ne yapması gerektiği yazılıdır. Şöyle yazar:

 

Mez.1: 2 Ancak zevkini RAB'bin Yasası'ndan alır  Ve gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür.

 

Rab İsa Mesih, cine yakalanmış bir adamın kurtarıldığını, özgür edildiğini anlattığı zaman nelerin olduğunu anlatmıştı. Adamın hayatı temizlenmişti. Bir açıdan diyebiliriz ki adamın içi dışı temizlenmiş, gıcır gıcır olmuştu. Herhalde adam da gerçekten kendini temiz hissetmişti. Şimdi her şeyin tıkırında gideceğini sanmıştı, ama cin hala o adamın efendisiydi. Cin adamdan çıktıktan sonra biraz dolaştı, oraya buraya gitti ve sonra dolaşmaktan bıkıp geri eski evine döndü. Eski evinin temizlenmiş olduğunu görünce gidip arkadaşlarını da getirdi. Arkadaşları kimlerdi? Kendisi gibi yedi cin daha geldi. Daha önce tek cine konut olan adamda şimdi yedi cin daha yaşıyordu. Şimdiki durumu eskisinden beter oldu.

 

Birçokları, yaşamlarını biraz temizledikten sonra, her şeyin yolunda gideceğini sanırlar. Dikkat ederseniz mezmur yazarı,  mutlu adam Rabbin Sözünden zevk alır, diyor. Rabbe sadık olan insana en çok zevk veren Tanrı Sözü’dür.

 

Tanrı Sözü’nden Eski Antlaşma 'Rabbin ruhsal Yasası' diye söz eder. Bu yine Rabbin Sözüne değinir. Tanrı Sözü gerçekten çok heyecan ve zevk vericidir. Rabbin Sözü bir hazinedir. Günbegün yepyeni cevherlerin keşvedileceği bir hazine. Bazıları Tanrı Sözünü çok ağır bulurlar. Rabbin çocuğuysan, yeniden doğmuşsan ve ruhsal gözlerin açılmışsa durum hiç de böyle olmamalı. Özellikle Rabbin çocuğuna en üstün zevkleri verebilecek yeterliktedir Tanrı'nın Sözü. Evet, Tanrı'nın ruhsal Yasasından, O'nun Sözünden zevk alan adam gerçekten mutludur. Günümüzde aileleri parçalayarak ayıran, üzüntü ve acı dağıtan, insanı inim inim inleten, yaşamları birer harabeye çeviren tek bir unsur nedir diye sorulacak olsa, hiç tereddüt etmeden "İnsanın Tanrı Sözünü hiçe saymasıdır" yanıtı verilebilir. Tanrı Sözü bunu açıkça şöyle belirtir:

 

1.Yu.5: 3 Tanrı'yı sevmek O'nun buyruklarını yerine getirmek demektir. O'nun buyrukları da ağır değildir.

 

Tanrı'yı sevmek O'nun buyruklarını yerine getirmektir. Mesih inanlısı için buyruğa uymak bir zevk olacaktır. Şimdi buyruğa uymaktan söz ederken On Buyruğa değinildiğini sanmayın. Mesih'in verdiği buyruk sevgi üzerine kurulmuştur. Önce Rab Tanrı'yı sevmemiz gerekir ondan da sonra kardeşimizi, komşumuzu. Hem de kendimiz gibi! Bazen Rab İsa'da Rabbin bize verdiği kurtuluş, Rabbin inayeti yanlış anlaşılıyor. Rab İsa günahlarımız için çarmıh üzerinde öldü ve O'na iman etmekle günahlarımız bağışlanıyor. Bu, Rabbin inayetiyle olur. Ancak bilmeliyiz ki Rabbin inayeti altında yaşıyoruz diye keyfimize göre yaşayamayız. Yani Rabbin yasalarını gelişigüzel ayaklar altına alamayız. Evet şimdi Yasaya göre yaşama zorunluluğu yoktur, ama bu demek değildir ki tümüyle yasasız bir hayat sürdüreceğiz. Tanrı Sözü asla böyle bir hayattan söz etmez. Tersine, Yasaya gönüllü uyabileceğimizi yazar.

 

Resul Pavlus Ruhsal Yasa hakkında yazarken şöyle dedi:

 

Gal.5: 13 Kardeşler, siz özgür olmaya çağrıldınız. Ancak özgürlük benlik için fırsat olmasın. Birbirinize sevgiyle hizmet edin.

 

Özgürlük, her istediğimizi yapmak için bize izin kartı vermez. Ruhsal Yasa ile Rabbin inayeti arasındaki ayırım şudur: Biz Yasa'nın gereklerini yerine getirmekle kurtulamayız. Ancak Rabbin inayetiyle, Mesih'in çarmıh üzerinde günahlarımız için öldüğüne iman ederek kurtuluş buluruz. Şimdi Ruhsal Yasa aracılığıyla kurtuluş bulmuyoruz diye Yasayı ayak altına alamayız. İman ile kurtulduktan sonra aslında ruhsal yasanın talep ettiğinden daha üstün bir yaşam yaşamamız talep ediliyor bizden. Yaşamımızda Kutsal Ruh'un ürünü görülmelidir. Bu ürün kendini sevgi, sevinç, esenlik, sabır, iyi yüreklilik, iyilik, içten bağlılık, yumuşak huyluluk, tutkulara üstünlük (Gal 5:22-23) gibi özelliklerle belirtir.

 

 

Mez.1: 2 Ancak zevkini RAB'bin Yasası'ndan alır  Ve gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür.

 

 Evet mutlu kişi Rabbin Sözünü okumakla, o Sözün buyurduklarını yapmakla ve Rabbi izlemekle hayattan zevk alır. Mutlu adam yalnız Rabbin Sözünü okumakla yetinmez, aynı zamanda o sözü derin derin düşünür. Bünyesine aldığı gerçekleri kafasında evirir çevirir, hayatının bir parçası yapmaya çalışır ve o Sözü defalarca okuyup Rabbin ne demek istediğini, bu söz ile hayatına nasıl bir katkıda bulunabileceğini düşünür. Rabbin Sözünü bir kez okumakla onu hemen bünyemize alamayız. Kerelerce okumamız, okuduklarımızı tekrar ve tekrar düşünmemiz gerekir. Geviş getiren hayvanlar ne yaparlar? Sabahleyin çayıra gidip mideyi doldururlar. O taptaze otları çabucak mideye indirdikten sonra bir yere oturup geviş getirmeye başlarlar. Ancak bunu yaptıktan sonra sabahleyin yediği otun gıdası onu beslemeye başlar. Biz de Rabbin Sözünü bu şekilde bünyemize almalıyız. Bir kere okuduktan sonra onu tekrar aklımıza getirip o yaşam sözünün bizim yaşamımıza yaşam katmasını sağlayabiliriz.

Mutlu insan zamanını, hem de tüm zamanını gece gündüz Rabbin Sözünde geçirir. Dostum, Rab senin iman hayatını geliştirebilmen için O'nun Kutsal Sözünü okumaktan başka bir program hazırlamamıştır. Belki kilise içinde karınca gibi çalışkansın, çeşitli işler yapıyorsun, ama bu iş bolluğu içinde Rabbin Sözüne zaman ayıramıyorsan, yaptığın işlerin hiçbir yararı yoktur senin için. Çalışmakla, didinmekle iman hayatında gelişemezsin. Sana ruhsal besin gerek kardeşim! Ancak Rabbin Sözünü okumakla, onu bünyene almakla gelişeceksin. O Söz senin hayatının bir parçası olmalıdır. İşte değerli dinleyicim, mutlu insanın hayatında uygulaması gereken alışkı budur.

 

Şimdi sorabiliriz: Mutlu adam gücünü nereden alır? Üçüncü ayette şöyle yazar:

 

Mez.1: 3 Böylesi akarsu kıyılarına dikilmiş ağaca benzer,  Meyvesini mevsiminde verir,  Yaprağı hiç solmaz.  Yaptığı her işi başarır.

 

Bu, güzel bir betimlemedir, değil mi? Mutlu adam, sular kenarına dikilen bir ağaca benzetilir. Burada bir ırmak ya da çay söz konusu değildir. Bol suları olan bir yer göz önüne getirilmelidir. Bol suların bulunduğu yerde ağaçlar çok iyi beslenir. Mutlu adam işte böyle bir ağaca benzetilir. Şunu bu noktada açıklamalıyım ki, Tanrı'nın ağaçları belirli şekilde ekilir. Yabanı ağaç değildir bunlar. Bana göre bu betim yeni doğuşu dile getirir. Yeşaya peygamber Rabbin Ruhundan gelen esinle şöyle yazdı:

 

Yşa.61: 1-3 Egemen RAB'bin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti*. Yüreği ezik olanların yaralarını sarmak için, Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, Zindanlarda bulunanlara kurtulacaklarını, RAB'bin lütuf yılını, Tanrımız'ın öç alacağı günü ilan etmek, Yas tutanların hepsini avutmak, Siyon'da yas tutanlara yardım sağlamak -Kül yerine çelenk, Yas yerine sevinç yağı, Çaresizlik ruhu yerine Onlara övgü giysisini vermek- için RAB beni gönderdi. Öyle ki, RAB'bin görkemini yansıtmak için, Onlara "RAB'bin diktiği doğruluk ağaçları" densin.

 

Tanrı yaban ağaçları kullanmaz, özel olarak kendisi ağaç diker. Onun ağaçları mecazi anlamda yeniden doğan insanlardır. Rab onlara yeni yaşam verir ve bunu yaptıktan sonra akar sular kenarına diker.

 

Acaba akar sular neyi simgeler? Su yine Rabbin Sözünü dile getirir. Bunu nereden biliyoruz? Elbette kendi kafamızdan atmıyoruz. Kutsal Ruh Yeşaya peygamber aracılığıyla şöyle bildirir:

 

Yşa.55: 10-11” Gökten inen yağmur ve kar, Toprağı sulamadan, yeri Yeşertmeden, Ekinciye tohum, yiyene ekmek vermeden  Nasıl göğe dönmezse, Ağzımdan çıkan söz de öyle olacaktır.  Bana boş dönmeyecek,  İstemimi yerine getirecek,  Yapması için onu gönderdiğim işi başaracaktır.”

 

Evet, Rab kendi sözünün yağmur gibi yeryüzüne inmesini ister. Bir açıdan radyo aracılığıyla Rabbin sözünü duyururken bunu yapmış oluyoruz. Kutsal Sözü radyo dalgaları aracılığıyla her yere dağıtmış oluyoruz. Rabbin sözüne güvenerek inanıyorum ki o söz boş olarak geri dönmeyecektir.

 

O Söz aynı zamanda yaşatıyor. Sonsuz Söz, çölde yağan yağmur, ya da sabahleyin çöle inen çiğ gibi sonsuz yaşam sağlar. Kutsal Sözün aynı zamanda temizleyici bir özelliği vardır. Mezmur yazarı 104.mezmurda

 

Mez.104: 16 RAB'bin ağaçları, Kendi diktiği Lübnan sedirleri suya doyar.

 

Şimdi Mezmur yazarı ağacın gövdesinde yürüyen yaşam suyunu dile getirirken Tanrı Sözünün hayatımızda aynı işi yaptığını belirtmek istedi. Ağaca yaşam sağlayan köklerinden dallarına çektiği sudur. Ruhsal hayatımıza bakarsak onu bir ağaca benzetebiliriz. Nasıl ki ağacın yaşayabilmesi için suya ihtiyacı vardır, bizim de ruhsal yönden yaşayabilmemiz için Rabbin Sözüne ihtiyacımız vardır. Lübnanın ağaçlarından söz edilirken unutmayalım ki, mecazi anlamda Rabbin Sonsuz Sözü kastedilmektedir.

 

“Diri sular kenarına dikilen ağaç, mevsiminde ürününü verir!” Burada ilginç bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Tanrı'nın diktiği ağaçlar, yani imanlılar her zaman ürün vermezler. Ancak mevsiminde ürün verirler. Ürünü verebilmek için gücümüz Tanrı’nın Sözü’ndedir.  Bazıları diyorlar ki, bir imanlının hayatta baş amacı insanları Rabbe kazanmakmış. Ben bu görüşün doğru olduğuna inanmıyorum. Pavlus, Korintostaki inanlılar topluluğuna yazdığı ikinci mektubunda şöyle der:

 

2.Ko.2: 14-16 “ Bizi her zaman Mesih'in zafer alayında yürüten, O'nu tanımanın güzel kokusunu aracılığımızla her yerde yayan Tanrı'ya şükürler olsun! Çünkü biz hem kurtulanlar hem de mahvolanlar arasında Tanrı için Mesih'in güzel kokusuyuz.  Mahvolanlar için ölüme götüren ölüm kokusu, kurtulanlar içinse yaşama götüren yaşam kokusuyuz. Böylesi bir işe kim yeterlidir?

 

Benim bu konuda yeterliliğim yoktur değerli dostum. Ancak bildiğim bir şey vardır: Rab beni Müjdeyi duyurmaya çağırdı. Bu müjde içinde Rab İsa'yı vaaz etmek, O'nun Sözünden öğretmek ve çağrıldığım hayata yaraşır şekilde yaşamak vardır. Ben insanları Rabbe kazandıramam. Günah, doğruluk ve gelecek olan yargı konusunda insanları ikna edecek olan ben değilim. Bu işi Kutsal Ruh yapar.

 

Bu haberi duyduktan sonra Mesih İsa'ya iman etmezseniz, ölümden sonra Tanrı'nın huzuruna çıktığınız zaman beni suçlayamazsınız. Çünkü ben size sevindirici Haberi duyurdum. Siz bir gün Rabin önünde duracaksınız. O gün kalkıp da "Benim bu şeylerden haberim yoktu" diyemeyeceksiniz. Bana düşen görev, Rabbin bana emanet etmiş olduğu sevindirici haberi sana duyurmaktır. Benim sorumluluğum budur. Sana düşen sorumluluk ise verilen habere inanıp İsa Mesih'i kurtarıcın ve Rabbin olarak kabul etmektir. Kendi hayatın için Rabbin önünde bir gün hesap verecek olan sensin. Ben de kendi hayatım için bir gün hesap vereceğim.

Sevindirici Haberi sadakatle vaaz eden ünlü vaazcılardan birinin bir avukat arkadaşı bir gün ona gelip şöyle demiş: "Dostum, eski yılları hatırlıyorum. Ben genç bir avukat iken seni dinlemeye gelirdim. O günlerde vaaz ettiğin sözler beni çok etkilerdi. Bazen vaazını dinledikten sonra eve dönerdim ve o akşam gözüme hiç uyku girmezdi. Şimdi sana açıkça söylemeliyim ki, vaazların beni hiç, ama hiç etkilemiyor". Vaazcının bu avukat dostunun haline acımamız gerekir. Vaazcı görevini yerine getirmişti. Yıllarca, ona düşen sorumluluktan kaçmadı, ama bu avukat arkadaşı Müjdeyi sürekli duyduğu halde yüreğini sertleştirdi ve sonunda Rabbin sözünden hiç de etkilenemez hale geldi.

 

Şunu tekrar etmeliyim: İmanlıya düşen görev insanları Rabbe kazanmak değildir. İmanlının ana görevi Rabbin Sözünü, Müjdeyi duyurmaktır. Duyurulan Söz “zamanı gelince ürününü verecektir”. Ekme zamanı olduğu gibi biçme zamanı da vardır.

 

Rabbin Sözü Kutsal Kitap’ta tohuma benzetilir. Tohum ekilir ekilmez hemen ürün bekleyemeyiz. Tohum ekildikten sonra sulama gerekir. Titiz bir bakımdan sonra ancak mevsiminde ürün bekleyebiliriz. Orada burada bir iki broşür vermekle insanların akın akın Rabbe geleceğini sanmayalım. Rabbin Sözü sürekli duyurulmalıdır. İnsanları besleyecek, eğitecek ve büyütecek olan o Kutsal Sözdür. Ancak dengeli bir beslenmeden sonra yine mevsiminde ürün bekleyebiliriz

 

Aynı zamanda Kutsal Kitap, “akar sular kenarına dikilen ağacın “yaprakları solmaz” diyor. Yapraklar imanlının yaşamında onun verdiği tanıklığı dile getirir. Ağaç, yapraklarını hiçbir zaman saklamaz. Onları sürekli sergiler. Mesih inanlısının tanıklığı da her zaman görülebilir şekilde sergilenmelidir. Yalnız sözlerimizle değil aynı zamanda hayatımızla da bu tanıklığı sergilemeliyiz. Tanrı'nın diktiği ağaçların yaprakları solmaz türdendir. Tanıklığımız her zaman sergilenmelidir. Büyük bir kilise kapısının üzerinde şu yazı bulundu: “Göğün kapısı.” Altında da “Temmuz ve Ağustos aylarında kapalı”. Eğer imanlının hayatında durum çok kere bunun gibiyse, bu kesinlikle olmamalıdır, dostum. Yaprakların her zaman yeşildir, solmamıştır. Yaprakların, bu dünyaya Mesih için olan tanıklığındır. Rabbin her çocuğunun yaprakları sürekli yeşildir.

 

Bunun yanısıra birinci mezmurun sözleri bize diyor ki, akar sular kenarına dikilen ağaç mevsiminde meyve getirdiği gibi Rabbin Sözünden sürekli beslenen imanlı da ürününü verecektir ve “yaptığı her işi başarır”. Eski Antlaşma’da Rab, kendisine ait olanları ve sadık kalanları maddi açıdan bereketleyeceğine söz verir. Günümüzde Mesih imanlısına maddi bereket vaadı verilmiyor. Sadık kalırsan, "Seni zengin yapacağım" demiyor. Eğer maddi berekete sahipsen kardeşim bunun için Rabbe şükret ve sana verdiklerini O'nun Egemenliği için nasıl kullanacağın konusunda dua et.

 

John Trapp adında bir Mesih imanlısı şöyle yazdı: "Rab ile yakın bir ilişkiden dolayı maddi bereket gelirse bu gerçekten tatlı bir tecrübedir. Bunu şöyle ifade etmeliyiz, sıfır rakamı herhangi bir rakamın sağ tarafına eklendiği zaman o rakamın sayısal değerini yükselttiği gibi maddi bereket de kendi yapısında bir sıfır olmasına rağmen Rabbin ruhsal bereketlerine eklenince sayısal bir değer katar kendiliğinden hiçbir değeri olmazken."

 

Şimdi dördüncü ve beşinci ayetlere bakalım. Şöyle yazar:

 

Mez.1: 4-5  Kötüler böyle değil, Rüzgarın savurduğu saman çöpüne benzerler. Bu yüzden yargılanınca aklanamaz,  Doğrular topluluğunda yer bulamaz günahkârlar.

 

Burada iki kişi görüyoruz. İki kişi, iki yol ve iki sonuç. Yollardan biri çıkmaz sokağa benzer. Biri ölüme. Öbürü ise yaşama, hem de sonsuz yaşama gider. Burada Tanrı, neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu bize açıklamaktadır. Günümüzde bu gerçekleri bilme ihtiyacı içindeyiz. Yirmibirinci yüzyılın insanı neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu bir türlü ayırt edemiyor. Rab Tanrı emindir. O kendisi gerçektir, doğrudur ve hatasızdır. Doğruyu bize gösterebilen tek kişi O'dur. O'nun Sözü kendi karakterini dile getirdiğine göre gerçekleri ancak Rabbin Sözünden öğrenebiliriz. Tanrı'nın sözü günün modasıyla, yeni filozofi düşüncelerle değişmez. Her çağda her kuşakta aynıdır. Birinci yüzyılda geçerli olduğu kadar günümüzde de aynı dakiklikle geçerliliğini korumaktadır.

 

Mez.1: 6 Çünkü RAB doğruların yolunu gözetir,  Kötülerin yolu ise ölüme götürür.

 

 

Tanrısaymazların sonu budur. Sonsuzlukta yok olmak! Korkunç bir sonuçtur bu. Bu "ölüm" sözünde bir değişmezlik, sonuçtan geri dönememezlik vardır. Fiziksel ölüm ne kadar kesin ve geri çevrilemez bir olay ise, kötülerin yok olacağı da o kadar kesin ve geri çevrilemez türden bir olaydır. Süleymanın Özdeyiıleri’nde şunu okuyabiliriz:

 

Sül. Özd.10: 28 Doğrunun umudu onu sevindirir, Kötünün beklentileriyse boşa çıkar.

 

 Burada hepimiz uyarılmaktayız.

 

Mat.7: 13-14 "Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır."

 

O geniş bulvar bir çeşit huniye benzetilebilir. İçine düşeni çekip alıyor ve sonsuzlukta yok olmaya gönderiyor. Bu geniş yol önce geniş gözükebilir ama ilerledikçe daralmaya başlar ve sonunda ölüme götürür. Bu geniş yolda yürümek ne demek oluyor? Canımızın istediğini yapmak, kendimizi tümüyle dünya zevklerine vermek ve Rabbin yasalarına hiç, ama hiç önem vermemek. Hırsızlık mı dersiniz, kaba güç mü dersiniz, dedikodu mu, zina mı, kısacası her tür kötülük bu yolda vardır, ama sonunda yolcuyu bekleyen sonsuz ölümdür.

 

Dar yola gelince bu yola ancak İsa Mesih aracılığıyla girebilirsin. İsa kendisi hakkında, "Yol, gerçek yaşam da benim" dedi. Evet, o gerçektir, yaşamdır ve yoldur, yaşamın yoludur, gerçeğin yoludur. O yolda yürüdükçe o yolun genişlemekte olduğunu farkedeceksin. Genişledikçe genişler ve sonsuz yaşama götürür. İsa yaşam konusunda şöyle dedi:

 

Yu.10: 10 Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim.

 

Bu ilk mezmurda Rabbin bereketine sahip olan, mutlu adamın ne güzel bir portresi çizilmiştir değil mi? Sen o mutlu kişi misin değerli dostum. Değilsen, bu mutluluğa sahip olmak istemez misin? İstersen kendini Rabbe teslim et. Su kenarına dikilen bir ağaç gibi Rabbin seni o diri sular yanına dikmesine izin ver.