27.Mezmur
Kutsal Kitap içinde bazı yazıların çok ruhsal olduğunu söylemek acaip olabilir, ama bu Mezmur hakkında bunu söylemeliyim: Derin ruhsal gerçeklere dokunan bir Mezmurdur. Birçoğumuzun iyi bildiği bir Mezmurdur. İlk ayeti okur okumaz hemen gözleriniz parlayacak ve "Ben bu sözleri bir yerde duydum" diyeceksiniz. Kendiliğinden iki ana kesime ayrılabilir. İlk altı ayetinde Tanrı'nın kendine ait olanlara güvence ve teşvik vermek için neler sağladığı söz konusu olur. Mezmurun geri kalan ayetleri ise bir dua niteliğindedir. Ruhsal açıdan süper imanlıları dile getiren bir Mezmur değildir, ama sıradan birçok Mesih imanlısının yüreğine hitap edebilir bir yapısı vardır. Davut peygamberin bir duasıdır ve şöyle başlar:
DUANIN TEMELİ
Mez.27: 1 RAB benim ışığım, kurtuluşumdur, Kimseden korkmam. RAB yaşamımın kalesidir, Kimseden yılmam.
Burada yine bir önceki Mezmurda olduğu gibi "sen" ve "ben" ilişkisinde yalvarışları görebiliriz. "RAB benim ışığım, kurtuluşumdur". Tanrı zaten ışık Tanrısıdır. İlkin ışık olsun diyen ve bir hiçten ışık yaratan bu Tanrımız aynı zamanda beni bugün ayaklarıma ışık olan kendi Sözüyle yön verir. Daha sonra meşhur Mezmurunda Mezmur Yazarı diyecektir:
Mez.119: 105 Sözün adımlarım için çıra, Yolum için ışıktır.
"Kurtuluşumdur" sözü Tanrı'nın sevgisini, inayetini dile getirir. Neden? Çünkü bize kurtuluş sağlanabilmesi için Tanrı kendi biricik Oğlunu çarmıh üzerinde sundu, O'nu feda etti. Sevgili kardeşim, biliyorsun ki kurtuluş yalnız ve yalnız İsa Mesih aracılığıyla insanlara sunulmaktadır.
Yu.3: 16 "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.
Tanrı dünyayı sevdi diye sırf dünyayı kurtarmadı. Tanrı dünyayı, yani dünyadaki insanları sevdiği için onlara kurtuluş sağladı. Günahkar insanlara kurtulabilmeler için bir yol açtı. Biz yüce Tanrı'ya ancak bu kurtuluş temeline dayanarak yaklaşabiliriz. Tanrı'nın sağladığı kurtuluş herkesi otomatik kurtarmıyor, ancak İsa Mesih'te sağlandığı için O'na iman edilmesini talep ediyor.
Elç.4: 12 Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur."
Burada Davut'un söz ettiği Kurtuluş yine aynı kurtuluştur. Eski Antlaşmadaki insanlara verilen kurtuluşun özellikleri başka olamaz, aynı kişi aracılığıyla sağlanmaktadır. "RAB benim ışığım, kurtuluşumdur". Burada kişisel ilişki vurgulanır. Rab benim ışığımdır, benim kurtuluşumdur.
"RAB yaşamımın kalesidir, Kimseden yılmam". Tanrı bize yaşam vermekle yetinmez aynı zamanda bize verdiği yaşamı yeryüzünde tam doluluğuyla yaşayabilmemizi de sağlar. Bitkilere, insanlara hayat veren unsurlardan biri ışıktır. Ruhsal açıdan da ruhsal ışık ruhsal yaşam için gereklidir. Rab senin hayatının ışığı mı kardeşim? Seni seven, sana yaşam gücünü veren O mu?
"Kimseden yılmam". Martin Luther bir keresinde, "Tanrı ile olan tek bir kişi bile çoğunluktadır" dedi. Birisi Cromwell'e sormuş: "Neden hiç kimseden korkmuyorsunuz?" Cromwell cevap vermiş: "Öğrendiğim bir şey var, Tanrı'dan korkarsan başka hiç kimseden korkmazsın".
Mez.27: 2 Hasımlarım, düşmanlarım olan kötüler, Beni yutmak için üzerime gelirken Tökezleyip düşerler.
Belki de Davut peygamber bu noktada geriye hayatının tehlikeli günlerine bakıp bazı olayları anımsıyordur. Çobanlık günlerinde koyunları kuzuları aslanlardan ve ayılardan korumak için kendi hayatını tehlikeye atmıştı. Bugün dünyanın her yerinde böyle tehlikelerle karşılaşılmıyor. Bazı yerlerde hala aynı tehlike vardır çobanlar için, ama genelde batı dünyasında çobanlık bu kadar tehlikeli olmuyor. Ben şahsen aslanları ve ayıları ancak hayvanat bahçesinde demir parmaklıklar arkasında görmeye alışmışımdır. Sokakta yürürken birden önüme bir aslan çıkacağını beklemem. Ancak mecazi anlamında sokakları dolaşan bazı insanlar var ki, yırtıcı hayvanlar gibi vahşi işler yapabilirler. Şeytanın kendisi kükreyen bir aslan gibi yutacak birisini aramaktadır.
1.Pe.5: 8 Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor.
Mez.27: 3 Karşımda bir ordu konaklasa, Kılım kıpırdamaz, Bana karşı savaş açılsa, Yine güvenimi yitirmem.
Davut neden böyle bir kabadayı gibi konuşuyor? Çünkü onun güveni Rabbedir. Tanrı bizler için, O'na ait olanlar için aynı sağlayışı vermektedir. O'na güvenebiliriz. Karşımızda kim olursa olsun bizimle birlikte olan en güçlü Kişi vardır. Rab benimleyse ben kimden korkarım ki! Kutsal Kitabı okurken belki farkettiniz. Rab isa ölümden dirildikten sonra kendi öğrencilerine defalarca göründü. Onlara konuştu, ama konuşmaya başlamadan önce genelde "Korkma" sözünü kullandı. Sen de Rab İsa'ya iman etmişsen kardeşim, senin ve benim diri Rabbimiz, diri kurtarıcımız vardır.
Kutsal Kitap’ta yılın her günü için bir korkma teşvik sözü vardır. Herkes gibi benim de doğal korkularım vardır. Yükseklere çıkmaktan korkarım. Uçağa binmekten korkarım. İğneden korkarım. Bir aşı olmam gerekirse, siz gelin onu bana sorun! Bu korkularımı kendi başıma yenemediğimi bildiğim için Rab'be dua ederim: "Rab, sen benimle birliktesin. Sana güveniyorum".
BAŞKALARI İÇİN DUA
Mez.27: 4 RAB'den tek dileğim, tek isteğim şu: RAB'bin güzelliğini seyretmek, Tapınağında O'na hayran olmak için Ömrümün bütün günlerini O'nun evinde geçirmek.
Muazzam bir ayettir bu. Bu sözlerde Davut peygamberin hayatının özetini görebiliriz. "RAB'den tek dileğim, tek arzum şu". Sen bunu söyleyebilir misin? Şu anda sana sorulsa: "Hayatta en çok istediğin şey nedir?" Nasıl bir cevap verirsin? Resul Pavlus da Davut gibi bir talepte bulundu:
Flp.3: 13-14 Kardeşler, kendimi bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: Geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uzanarak, Tanrı'nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum.
Kardeşim bu günlerde hayatına bakmalısın. Orada ekstra şeyleri yontup esaslara dönmelisin. Bir kalemi yontarcasına hayatının yararsız yönlerini öyle yontacaksın ki, sonunda sivrilen ucu ile kayda değer birşeyler yazabilesin. Hepimizin hayatı karmaşıktır. Karmaşıklığı kesmeliyiz. Kendi hayatıma baktığımda onu mutfakta telaşlanan Marta'nın hayatına benzetebilirim. Hayatın kaygılarıyla meşgul olmaktayım. Kutsa Söz diyor ki
Luk.10: 40-42 Marta ise işlerinin çokluğundan ötürü telaş içindeydi. İsa'nın yanına gelerek, "Ya Rab" dedi, "Kardeşimin beni hizmet işlerinde yalnız bırakmasına aldırmıyor musun? Ona söyle de bana yardım etsin." Rab ona şu karşılığı verdi: "Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun. Oysa gerekli olan tek bir şey vardır. Meryem iyi olanı seçti ve bu kendisinden alınmayacak."
Zavallı Marta mutfakta oraya buraya koşuyor, misafirlerin sayısını hesaplıyor, "Acaba ne kadar pilav yapayım, yeteri kadar bulgur var mı" diye telaşlanıyordu. Her şeyi aynı zamanda yapmak için telaşlanıyordu. Bazen günümüzde hayatın karmakarışık olduğunu sanırız. Yirminci yüzyılın illeti olarak görürüz bu telaşı, ama Marta'nın zamanında da vardı. İnsanlar olarak biz kendimiz kendimizi telaşa sokarız. Zamanın kendi yapısında telaş yoktur. Zamanı biz kendimize işkenceci yaparız. Şunu şu zamanda yapmazsam kıyamet kopacakmış sanki. Davut yaşamın tüm ekstra olaylarını kesip atıyor ve tek bir noktada sivriliyor: "RAB'den tek dileğim, tek arzum şu" diyor.
Değerli ilahiyatçı, yorumcu Dr. Vernon McGee diyor ki, “Yaşamımın en mutlu yılları kilisede çobanlık yıllarım sona erdiği zaman başladı. Hayatımın ruhsal açıdan en verimli dönemi o zaman başladı. Bu kısa zaman içinde daha önceki hizmet yıllarıma nispeten daha fazla insanın Rab İsa Mesih'i kurtarıcı olarak kabul ettiğini gördüm. Neden biliyor musunuz? Çünkü çobanlıktan emekli olduğum gün hayatımın ekstralarını yontmaya başladım. Rab'bin önünde sivrildim ve tek bir amaç edindim: Rab'bin Sözünü insanlara öğretmek. Şimdi yaptığım tek şey budur. Tüm hayatım yontularak tek bu amaçta sivrildi. Ben şahsen inanıyorun ki Rab benim bu gün bunu yapmamı istiyor.”
Mezmur yazarının dediği "Tek şey" nedir? İnsandan insana değişir bu, ama yine de ortak yönü tektir: "RAB'bin güzelliğini seyretmek, Tapınağında O'na danışmak için Bütün günlerimi O'nun evinde geçirmek". Şimdi yanlış anlamayalım, Davut bunu yazarken uyku tulumunu alıp da Rab'bin tapınağına yerleşeceğini söylemiyordu. O'nun isteği Rab ile sürekli buluşmak, O'nunla konuşmak ve O'na tapınmaktı. Rab'bin sandığı, Rab'bin insanlarla buluştuğu yerdi, çünkü bu sandık Buluşma Çadırının en kutsal yerindeydi. Davut peygamber, düşmanlarının elinden aldığı sandığı tekrar Yeruşalim'e getirmişti. O'nun için özel bir çadır yaptırmış ve Tapınak kuruluncaya kadar Rab'bin sandığı orada kalmıştı. Davut her zaman Rab ile birlikte olmak istiyordu. O'nunla ancak Buluşma Çadırında buluşabileceğine göre hayatının amacı bu olmuştu. Rab'bin sandığını Siyon dağına getirip orada ilkin geçici bir çadır sonra da muhteşem tapınağı kurup hayatı boyunca Rab ile buluşmak!
Bizim de Rab'be yaklaşabileceğimiz bir yerimiz var bu gün. Bundan dolayı sevinçle dolmalıyız. Bizim hayatımızdaki ekstraları yontup tek bir amaçta, tek bir noktada sivrilebilmemiz için bize yardımcı olan birisi vardır. İsa Mesih aracılığıyla bugün Rab'bin huzuruna girebiliriz. O'nun kanı sayesinde Kutsalların kutsalına girebiliriz, O'nunla buluşabiliriz. Pavlus Romalılara yazdığı mektubunda Mesih aracılığıyla doğru sayılmanın, aklanmanın beraberinde getirdiği sekiz tane yarardan söz eder.
Rom.5: 1- 5 Böylece imanla aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı'yla barışmış oluyoruz. İçinde bulunduğumuz bu lütufa Mesih aracılığıyla, imanla kavuştuk ve Tanrı'nın yüceliğine erişmek umuduyla övünüyoruz. Yalnız bununla değil, sıkıntılarla da övünüyoruz. Çünkü biliyoruz ki, sıkıntı dayanma gücünü, dayanma gücü Tanrı'nın beğenisini, Tanrı'nın beğenisi de umudu yaratır. Umut düş kırıklığına uğratmaz. Çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrı'nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür.
Davut'un hayatında istediği tek şey neydi? "RAB'bin güzelliğini seyretmek, Tapınağında O'na danışmak için Bütün günlerimi O'nun evinde geçirmek". Rab'bin evinde, kutsalların kutsalında merhamet kürsüsü vardı. Davut'un merhamete ihtiyacı vardı. Eminim ki senin de benim de Tanrı'nın merhametine ihtiyacımız vardır. Aynı zamanda Tanrı'nın evinde Mesih'in kanını, O'nun çarmıhını dile getiren bir sunak vardı. Tanrı'nın huzuruna girebilmesi için Davut kurban kesmeliydi. Bizim ise kurbanımız İsa Mesih'tir. Sonsuza dek geçerli kurbanı, O kendi hayatını vererek sundu. Sen ve ben kardeşim bugün Tanrı’nın huzuruna ancak İsa Mesih aracılığıyla girebiliriz; başka bir yol yoktur. Eski Antlaşma döneminde de kurbanlar İsa Mesih'e işaret ediyordu. Ayrıcalıklı insanlarız ve ayrıcalıklı bir dönemde, inayet döneminde yaşamaktayız.
Size tavsiyem kardeşim, bu Mezmuru Rable yalnız olduğun zamanlarda sık sık okuman! Bereket alacağından eminim. Şimdi bakın 5. ayette ne diyor:
Mez.27: 5 Çünkü O kötü günde beni çardağında gizleyecek, Çadırının emin yerinde saklayacak, Yüksek bir kaya üzerine çıkaracak beni.
Buluşma Çadırında gizli ve çok kutsal bir yer vardı. Buna Kutsalların kutsalı diyor Tanrı Sözü. Bu yere başkahinden başka hiç kimse giremezdi ve bunu da ancak yılda bir kez yapabilirdi. Bu En Kutsal Yerde Tanrı'nın sandığı vardı ve bu sandık içi dışı altınla kaplanmıştı. Sandığın kapağını oluşturan üst kısımda ise çok süslü bir yer vardı. Buna Merhamet Kürsüsü denirdi. Yılda bir kez kesilen kurbanın kanı bu kürsü üzerine serpilirdi. Kurban tüm İsrail halkının günahlarının örtülmesi içindi. Şimdi bizim günümüzde ise Rab İsa bizim için kurban olduğuna ve kanını akıttığına göre bizim de gidebileceğimiz bir merhamet kürsüsü vardır. Eski Antlaşma döneminde yılda bir kez Tanrı huzuruna girilirken şimdi Mesih'in kanı aracılığıyla her an O'nun huzuruna girebiliriz. İşte "çadırının emin yeri" burasıdır. Bundan daha emin bir yer düşünemeyiz.
Mez.27: 6 O zaman çevremi saran düşmanlarıma karşı Başım yukarı kalkacak, Sevinçle haykırarak kurbanlar sunacağım O'nun çadırında, O'nu ezgilerle, ilahilerle öveceğim.
Bu harikulade resimi gördüğümüz zaman Rabbin bizler için tam ne yaptığını gerçekten anladığımızda içimizde şükran borcu yükselir ve Rab'be ilahiler söylemek O'nu yüceltmek isteriz. Davut da bunu düşünerek dua etti:
TAM BİR DUANIN YÜKSELİŞİ
Mez.27: 7 Sana yakarıyorum, ya RAB, kulak ver sesime, Lütfet, yanıtla beni!
Bakın, o gizli yerde, o emin yerde Rab'bin merhametini buluruz. Bugün de Rab o gizli yeri bizler için hazırladı. Bugün biz de o gizli yere dualarımızda girip O'nun merhametine sığınabiliriz.
Mez.27: 8 Ya RAB, içimden bir ses duydum: "Yüzümü ara!" dedin, İşte yüzünü arıyorum.
İçinden duyduğu ses Rabbin sesiydi. Rab ona "Yüzümü ara" dediği zaman Davut hemen yanıt veriyor, "Evet, arıyorum Rab, İşte senin yüzünü dualarımla arıyorum". Değerli kardeşim Rab senden bir şey bekliyor, O'nu aramanı, ama sen onu aramaya koyulmadan önce O seni aramaya koyulmuştur. Kaybolan bir kuzucuk gibi seni aramaktadır. Seni bulduğu zaman omuzlarına alır ve ağılına getirir. O'nun imanlısı olarak Rab senden bir şey bekler: O'nu aramanı. O'nun yüzünü aramanı. O seni buldu, ama senin O'nun yüzünü aramanı ister. Sen buna tepki gösterdin mi? Mesih ile yaşamak evlilik hayatına benzer. Bir sevgi ilişkisinde yaşanmalıdır. Evlilikte, kadın erkeğin ihtiyaçlarını sağlayacak, erkek de kadına bakacak diye bir antlaşma yapılmıyor. Hayır, evlilik bağı sevgi ve özveri bağıdır. Rab ile olan ilişkimiz sevgi bağları üzerine kurulduğuna göre sevdiğimiz için O'nu özlemle aramalıyız. Rab Davut'a, "Seni seviyorum" dediği zaman Davut'un yüreğinde doğal olarak bir tepki oldu. "Ben de seni seviyorum Rab, senin yüzünü aramak istiyorum!" Tanrı ona, benimle beraberliğin olsun diyor. Davut diyor, "Evet Rab ben seninle paydaşlıkta bulunmak istiyorum".
Mez.27: 9 Yüzünü benden gizleme, Kulunu öfkeyle geri çevirme! Bana hep yardımcı oldun; Bırakma, terk etme beni, Ey beni kurtaran Tanrı!
Davut ne konuştuğunu biliyordu. Bir kez günah işlemişti ve Rab yüzünü ondan gizlemişti. Bu tecrübeyi bir daha yaşamak istemiyordu. Tanrı ile olan bağlantısı bozulmuş, paydaşlık gitmişti. Bunları tekrar yitirmek istemiyordu. Günah işlediğinde sevincini yitirmişti, onu yine yitirmekten korkuyordu. "Bırakma, terk etme beni, ey kurtuluşumun Tanrısı!" diye yalvarıyor.
Mez.27: 10 Annemle babam beni terk etseler bile, RAB beni kabul eder.
"Annem ve babam beni terketmiş olsalar bile Rab beni terketmez, kabul eder." Annemiz babamız bizi de terketmemiş olabilir, ama bazı kişiler anne baba tarafından terkedilmiş durumdalar. Sizin anneniz ve babanız sizi terketseler bile Rab sizi terketmeyecektir. Bir dostum diyor ki, Ben Mesih'e iman ettiğimde aneme söyledim ve beni evden kovdu. "Bir daha buraya gelme, yüzünü görmek istemiyorum" dedi. Dört yıl beni görmek istemedi, ama sonunda razı oldu. Bu zor zaman içinde Rab'bin bana ne kadar daha yakın olduğunu, beni terketmek istemediğini tecrübe ettim.
Mez.27: 11 Ya RAB, yolunu öğret bana, Düşmanlarıma karşı Düz yolda bana öncülük et.
Davut, diyor ki, "Düşmanlarımın önünde utanmak istemem, tersine, iyi bir tanıklık isterim. Bu tanıklık yoksa düşmanım benimle alay edecektir. Lütfen beni gözle ey Rabbim ve düşmanlarımın önünde sana utanç getirebilecek bir şey yapmamam izin verme."
Mez.27: 12 Beni hasımlarımın keyfine bırakma, Çünkü yalancı tanıklar dikiliyor karşıma, Ağızları şiddet saçıyor.
Davut'un yaşamı çileli geçti diyebiliriz. Bu nedenle Rab'den yardım istiyor. Çilelerine çile eklenmesini arzulamıyor. Böyle bir ortamda Davut Rab'bi yardımına çağırmaktan başka bir şey yapmıyor. Her insan çilesine bu şekilde tepki göstermiyor.
Davut'un Mezmurlarında hiçbir zaman kaderciliğe yer yoktur. Rab'be güvenirken kime güvendiğini iyi biliyor. Kaderci, güvenini belirsiz bir şeye, kadere bağlar. Davut, "Beni hasımlarımın eline düşürme" diye dua ederken yardım alacağını biliyor.
DUANIN GERÇEKLEŞMESİ
Mez.27: 13 Yaşam diyarında RAB'bin iyiliğini göreceğimden kuşkum yok.
Bence yaşam ülkesi Rab'bin huzurudur, O'nun bulunduğu yerdir; kendisi "Yaşam" olduğuna göre Yaşam ülkesi de O'nun yeridir.
Bugünkü dünyada bile Rab’bin iyiliğini görebilirsiniz. O ne kadar harikadır.
Mez.27: 14 Umudunu RAB'be bağla, Güçlü ve yürekli ol; Umudunu RAB'be bağla!
İmanlılar arasında bir illet vardır bu günlerde. Buna yufka yüreklilik demeliyim. Hepimizde bu hastalığın az da olsa bir belirtisi vardır. Davut bize öğüt veriyor: Güçlü ol ve yürekli ol! Kendimizi Rabde yüreklendirdiğimiz zaman O'nun gücünden alırız.